Her futbolsever için bayram niteliğindeki günlerden biridir bu
gün. Piyasanın domino etkisine uğradığı ve takımların eksiklerini kapatmak
adına son nefesleriyle yaptıkları hamleler sonucunda yüzlerce oyuncunun kulüp
değiştirdiği bir gündür. Böylece yüzlerce yeni beklenti, milyonlarca taraftarı
sarmış olur. Peki bu kutsal günde bizim kulüplerimiz ne yaptı? Eksiklerini
kapatabildiler mi? Yoksa tam tersine elindeki değerleri mi kaybettiler?
Öncelikle Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzon’dan başlamak
istiyorum. Çünkü uzun yaz transfer sezonunu çok yüksek tempoda geçiren bu
kulüplerin, son günlerde meydana çıkan bu karmaşaya girmemeleri mantıklıydı,
öyle de oldu.
Beşiktaş’ın kaleci, stoper ve (mevcut sakatlıklar sebebiyle)
bir orta sahaya ihtiyacı olduğunu düşünüyordum. Bu mevkilere ilişkin basında birçok
isim okuduk ancak Beşiktaş son günlerde sessiz kalmayı tercih etti. Tabi ki son
günde 2-3 transfer gerçekleştirmek genellikle tutmayan bir aşıdır. Oğuzhan ve
Necip’in formu; Tolga – Şenol Güneş bağı düşünülürse orta saha ve kaleciden
vazgeçmiş olmaları da akıllıca olabilir. Ancak
bana kalırsa Beşiktaş ne yapıp edip, son gün de olsa, hızlı ve içgüdüleri
yüksek bir stopere imza attırmalıydı. Sezon genelinde bu problem ile karşı
karşıya kalacaklarını tahmin ediyorum.
Trabzon ise geçen yaz takımını baştan aşağı yenilemeye
kalkıp, inanılmaz bir plansızlık sonucunda milyonlarca avroyu adeta sokağa
dökmüştü. Şimdi ise bu ağır müsibet bin nasihattan iyi etki yapmış olacak ki
Süleyman Hurma liderliğinde, akıllıca bir transfer dönemi geçirildi. Son güne
kadar yapılmış olan 7 transferin 6’sı şu anda lige çok iyi giren Trabzon’un
11’ine doğrudan yerleşen oyuncular. Son günlerde ise stoper Douglas ve Marin
hamleleri geldi. Ben Douglas’ın da ilk on bire doğrudan girecek bir transfer
olduğunu düşünüyorum. Marin ise sanırım bir fırsat transferi oldu. Chelsea’ye
transfer yaptıktan sonra darmadağın olan özgüveni yeniden ortaya çıkarsa,
Trabzon’un hücumuna liderlik edecek bir yıldız haline gelebilir. Ancak daha
yüksek olan ihtimal, fizik olarak ezilerek ligde forma bulamayıp, kupa
maçlarında etkili olacak bir performans ortaya koyması. Trabzonspor bu başarılı transfer operasyonu sonucunda tekrar zirveye
aday bir takım olduğunu hatırlatmıştır.
Fenerbahçe’nin 2015 yazı belli ki uzun yıllar boyunca
hatırlanacak bir yaz olacak. Nasıl hatırlanacağını önümüzdeki süreç gösterecek
tabi ki ancak başarısız olma ihtimali minimalize edilmiş bir kadro karşımızda
duruyor. Son günlerde ise ufak bir hareketlilik daha yaşadı sarı lacivertliler.
Moussa Sow takımdan ayrılırken, genç Lazar Markoviç Liverpool’dan kiralandı. Naçizane görüşüm bu iki hamlenin de olumsuz
olduğu yönünde. Sebebine gelirsek; öncelikle Fenerbahçe’nin bu yıldızlar
topluluğu kadrosunda asli bir eksik bir bölge mevcut, bir stoper. Bu bölge es
geçildi. Bunun yanında daha önceki yazılarımda da bahsettiğim üzere bir kanat
oyuncusu da Fenerbahçe’nin bu gösterişli kadrosunun iki yönlü bir orta saha ile
birlikte ihtiyaçlarındandı. Ancak aradan geçen süre zarfında yine Bursa’nın
kapısı çalındı ve Volkan Şen ile Ozan Tufan bu yaralara merhem olmak üzere
getirildi. Yani gerekli müdahale de böylece yapılmış oldu. Buna rağmen
transferin son günlerinde stoperdeki gedik unutularak Volkan Şen ile
güçlendirilen bölgeye bir de Markoviç kiralandı. Markoviç henüz 21 yaşında ve
potansiyeli gerçekten çok ama çok yüksek bir oyuncu. Bunu tabi ki kabul
ediyorum ancak Fenerbahçe bu yatırımı Markoviç’in geleceğine yapmış olamaz,
nitekim satın alma opsiyonu bulunmuyor! Geçiş döneminde acil bir gedik kapatmak
üzere alınmış bir oyuncu da olamaz, çünkü 4 milyon € bedele mal olan bir Volkan
Şen transferi mevcut. Rotasyonu güçlendirmek için derseniz, halihazırda Stoch
bu görev için gayet uygundu, bu da olamaz. Sonuç olarak Markoviç belki de bu sezon müthiş bir patlama yapacak ve Fenerbahçe’nin
vazgeçilmezi olacak. Bu gayet olası bir senaryo. Ancak bu ihtimalde dahi
Fenerbahçe Mayıs 2016’da böylesine önemli bir yıldızını kaybetmiş olacak.
Moussa Sow’un ayrılışı ise; FB adına bir süredir beklenen
bir hadiseydi. Bu süre içerisinde ona bir alternatif bulunamamış olması adeta
Terraneo’ya yakışmadı! 4-2-2-2 gibi bolca forvet gerektiren bir sistem
benimsenmişken, elinizde yalnızca iki adet forvet kalmış olması bu sistemin
değiştirilmek zorunda kalınmasına sebep olacaktır diye düşünüyorum. Tüm
bunların yanında, Fenerbahçe’nin tandeminde hala önemli bir sıkıntı olduğunu da
ortada.
Gelelim transfer serbestliğinin son gününü oldukça fırtınalı
geçiren son şampiyon Galatasaray’a. Galatasaray bu kutsal günde 3 kupalı takımının
ilk on birinden iki Brezilyalı, Felipe Melo ve Alex Telles’i İnter’e yollarken; Cenk
Gönen, Denayer ve Grosskreutz’u kadrosuna kattı. Peki 31 Ağustos 2015 Galatasaray’a ne kazandırır, ne kaybettirir?
Öncelikle geçtiğimiz sezon kazanabilecek bütün kupaları
müzesine götüren bir takım olduğundan, ancak buna rağmen bu takımın çok önemli
eksikleri bulunduğundan daha önce de bahsetmiştim. Nitekim hava toplarında
etkili olacak, savunmaya akıllı bir agresiflik kazandıracak uzun bir stoper1; orta alanda takımın
baskı ve top kazanma yükünü sırtlayabilecek tempolu bir orta saha2; özellikle Şampiyonlar Ligi’nde ve
derbilerde geriye dönüş sıkıntıları yaşamayacak bir sağ bek3; Burak Yılmaz’ı zorlayabilecek ve hücuma
çeşitlilik kazandırılabilecek bir forvet4;
ve nihayet, Muslera’ya grip olabilme özgürlüğü verebilecek güvenilir bir yedek kaleci5 Galatasaray’ın ihtiyaçlarıydı.
1.
Stoper: Bu ihtiyaca cevap verebilmek
adına transferin son gününde Manchester City ve Belçika milli takımının büyük
beklenti içinde olduğu genç oyuncu Jason Denayer kiralandı. Bu transferi az
önce bahsettiğim Markoviç transferine benzetebiliriz. İlk bakışta olumsuz gözüküyor.
Ancak arada küçük bir fark var. Galatasaray geçiş sürecinde, acil bir ihtiyacı
gidermek adına bu bölgeye Denayer’i getirmiş olabilir. Ancak bu sezonu harika
da geçirse, satın alma opsiyonu bulunmadığı için sezon sonunda City’ye dönecek
ve bu bölgede yeniden transfere ihtiyaç duyulacaktır. Tabi ki genç oyuncunun bu bölgedeki eksikliği
kapatıp kapatamayacağı da şimdilik meçhul. Şu anda elimizdeki en önemli
veri geçtiğimiz sezon henüz 19 yaşındayken İskoçya Ligi ve Şampiyonlar Ligi
dahil olmak üzere 44 maçta oynamış olması.
2.
Orta Saha: Buradaki ihtiyaç iki
şekilde kapatılabilirdi. Ya artık yaşlanan, temposunu tamamen kaybeden ve
oyunda kaldığı bölümlerde stoperlerin arasına saklanan Melo’yu kızağa çekecek
genç bir ön libero transferi yapılabilirdi. Ya da sağ açığa; top kesme (pas
arası yapma), bire birde top kazanma ve agresiflik gibi defansif orta saha
özellikleri bulunan tempolu bir oyuncu alınarak orta sahanın ortası bu şekilde desteklenebilirdi.
Sanırım 1,5 milyon €’ya gerçekleştirilen Grosskreutz transferi bu eksiği
kapatmak için son dakikada yapılabilecek en iyi hamleydi. Bu transfer Galatasaray’ın mevcut riyakar ve beceriksiz yönetiminden
beklenmeyecek derecede iyi bir hamle oldu. Grosskreutz; Selçuk (Hamit) ve
Jose (Bilal)’den oluşacak, top kullanma becerisi Avrupa standartlarında olsa
da, en büyük eksiği defansif meziyetler olan orta sahanın bu zafiyetini
görünmez hale getirebilir. Tabi ki Alman oyuncunun sağlık durumu bu noktada
oldukça kritik.
3.
Sağ Bek: Sezon başında Sabri’ye
yapılan zamlı yeni kontrat taraftarlar arasında adeta bir ayaklanmaya sebebiyet
vermişti. Bu haklı serzeniş, Sabri’ye alternatif alınmayan her gün artarak
devam etti; ta ki sezon başlayana kadar. Sabri, ilk üç hafta yaptığı üç asist
ve verdiği iyi performansla şimdilik tepkiyi sonlandırmış gibi gözüküyor. Ancak
ben zaten Sabri’nin bir hücum bek olarak Türkiye sınırlarında Caner ve Cicinho
ile birlikte en etkili bek olduğunu düşünüyorum. Nitekim istatistikler de bunu
doğrulayacaktır, örneğin bu üç oyuncu en yüksek isabetle orta yapma becerisi
gösteren bek oyuncuları. Ancak Sabri’deki asıl problem Galatasaray’ın
Şampiyonlar Ligi ve derbi maçlarında ihtiyaç duyduğu (ve duyacağı) defansif
katkıya cevap verememekti. Bu problem hala devam ediyor. Ancak Grosskreutz
hamlesi bir kesin çözüm olmamakla birlikte, bahsettiğim problemin minimuma
indirilmesine yardımcı olacaktır. Galatasaray’ın sağ kanadında Grosskreutz –
Sabri ikilisinin bu sezon genelinde ideal olduğunu düşünüyorum.
4.
Forvet: Bana kalırsa Burak Yılmaz
patlayıcılığı, gücü, bitiriciliği, inatçılığı ve sahadaki açlığı ile birinci
sınıf bir forvettir. Topsuz oyundaki eksikleri, ofsayta düşme ve gereksiz faul
yapma alışkanlığı, kapalı savunmalara karşı bocalayabilmesi onun birinci sınıf
olmasını engellemez. Gel gelelim birinci forvetiniz kim olursa olsun, mutlaka
kulübenizde ona alternatif olacak bir forvet bulundurmanız gerekir. Galatasaray’da
bu bölgeye transfer yapılmaması sonucunda Umut Bulut ve genç Sinan Gümüş eldeki
alternatifler olarak gözüküyor. En iyi zamanlarında dahi ayırıcı özelliği baskı
gücü ve fizik kuvveti olan Umut artık bu özelliklerini de kaybetmeye başlamış
durumda. Umut’un bu saatten sonra Galatasaray’da ilk 11 oyuncusu olarak katkı
verebileceğini düşünmüyorum. Ancak gole acilen ihtiyaç duyulduğunda, tecrübesi
ve karambol yaratma özelliği ile, son yarım saat – on beş dakikalık bölümlerde
kulübeden gelerek katkı verebilir. Forvette gözüken bu önemli eksik eğer genç
Sinan Gümüş bir patlama yapmazsa Galatasaray’ın başını ağrıtacaktır. Gayet tabi
Podolski bu bölgeye bir alternatif olarak görünebilir. Ancak Burak Yılmaz’ın ilk 11’de başlamayacağı her maç Galatasaray’ın
pozisyona girmekte çok zorlanacağına delalettir.
5.
Yedek Kaleci: Geçtiğimiz sezon Sinan
Bolat’ın kiralanmasıyla geçici olarak çözülen bu sıkıntı, transferin son
günlerinde Cenk Gönen’in transfer edilmesiyle kalıcı olarak giderilmiştir.
Şahsen Cenk’i bir kaleci olarak beğenmem. Çünkü verebileceği performansın
maksimumu ile minimumu arasında bir uçurum vardır. Ancak gerek yaşı gerekse de
maliyeti itibariyle, Taffarel faktörü de göz önünde bulundurulduğunda, problem
çözen bir transfer olduğunu düşünüyorum.
Tüm bu çözülen veya çözülemeyen problemlerin üzerine,
Galatasaray son günde Melo ve Telles’i kaybetti. Bu kayıpların yansımalarını da
değerlendirmek istiyorum.
Öncelikle kamuoyundaki algının aksine, Melo’nun kaybının
saha içinde takıma olumsuz değil, aksine olumlu döneceğini düşünüyorum. Bunun
sebeplerini yukarıda da saydım, Melo’nun gidişinin saha içinde somut olarak
Galatasaray’a yaşatabileceği tek handikap hava toplarında çıkıp vuracak oyuncu eksikliğinin iyice artmış olmasından başka bir
şey değildir. Lakin Melo’nun eksikliği psikolojik olarak takıma önemli bir
darbe vuracaktır. Her şampiyon takım, içerisinde “isyan eden” bir veya birkaç
oyuncu barındırır. Melo da böyle bir oyuncudur. Agresifliği ile hem kendi
taraftarının, hem rakip taraftarların, hem hakemlerin hem de rakip takım
oyuncuların üzerinde etki kurmayı başarmış bir oyuncudur Melo. Bu etki
kendisini Anadolu takımlarına karşı oynanan maçlarda hissettirmez ancak hedef
maçlarında bu eksiklik kendisini gösterecektir. Grosskreutz, Podolski ve Chedjou
karakter ve tecrübe itibariyle bu boşluğu doldurmaya aday isimler gibi
gözüküyor. Onların bu hedef maçlarındaki görüntüsü Galatasaray adına kritik
olacak.
Ticari olarak düşünüldüğünde ise bu ihraç, Galatasaray
tarihinde eşine az rastlanır bir kazanç olmuştur. Melo için iki sezonluk
kiralama ücreti ve bonservis bedeli olarak, Galatasaray toplamda 7,5 milyon
€’yu Juventus’a ödedi. Melo’dan en efektif yaşlarında (28-32) alınabilecek
maksimum katkı alındı ve Melo 32 yaşına gelmişken ve artık sahada hareket etmekte
zorlanırken 3,7 milyon € gibi iyi bir fiyata satıldı. Hatta İnter önümüzdeki 3
sezon boyunca, Şampiyonlar Ligi’ne kalacağı her sezon için Galatasaray’a 500 bin € daha bonus ödemeyi taahhüt etmiş.
Ayrıca Melo’dan açılan boşluk 20 yaşındaki, bedelsiz olarak transfer edilen
Jose Rodriguez için müthiş bir fırsat ortaya çıkarmış da oldu.
Telles’e gelirsek; yine genel görüşün aksine Telles’in
oldukça faydalı ve ümit vadeden bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Asla görevden
kaçmayan, takım içi pis işleri yapmaya erinmeyen, çok çalışkan ve kendisine
yatırım yapan bir futbolcu. Geçtiğimiz sezon takıma kazandırdığı hareketliliğin
3 kupada önemli bir payı olduğu görüşündeyim. Tabi ki fizik dezavantajı
sebebiyle asla bir Carlos ya da Marcelo olamayacak. Ancak bir Filipe Luis
olması bana göre çok olası gözüküyor. Zaten bu oyuncu transfer edilirken ilerde
pazarlanmak üzere de getirildi. 6 milyon 150 bin € bedelle transfer edilmiş. Bu
sezon mali krizde olan Troyes’un elinden çıkarmak durumunda olduğu, yine genç
ve potansiyelli Carole de uygun bir fiyata alındı. Carole’un maksimumunun
Telles kadar olamayacağını düşünüyorum ancak oyuncu tipi olarak Türkiye’ye daha
uygun olduğu da aşikar. Bu şartlarda Telles’in iyi bir anlaşma sonucunda
gönderilmesini akıllıca bulurdum. Fakat Telles için İnter ile yapılan anlaşma
çok yanlış. 1,3 milyon € bedelle kiralandı (İnter'in UEFA'ya katılması durumunda 250 bin € bonus ödenecek) ve 8,5 milyon €’luk satın alma
opsiyonu belirlendi. Eğer Telles bu sezon İnter’de patlama yaparsa zaten değeri
en az 15 milyon € seviyelerine yükselecek, İnter 8,5 milyon €’luk opsiyonu
kullanacak ve Galatasaray kardan zarar etmiş olacak. Yok eğer Telles İnter’de
geriye gider ve İnter onu sezon sonunda satın almak istemezse 1,3 milyon € gibi
çok da önemli olmayan bir bedel için Telles – Carole ikilisinden oluşacak
sağlam bir sol bek rotasyonundan vazgeçilip, göbekli Olcan’a bel bağlanmış
olacak. Bu yaz Bruma’da yapılan hata bana kalırsa Telles transferinde de
tekrarlandı. Bu iki oyuncu için belirlenen satın alma opsiyonları kesinlikle
daha yüksek olmalıydı.
Yine uzun bir yazı oldu :) Sabredip de sonuna kadar okuyan herkese teşekkürler…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder