17 Haziran 2016 Cuma

LİNÇ ETME, TADINI ÇIKAR!



Bugünlerde gerek sokakta, gerek gazetelerde, özellikle de sosyal medyada milli takıma karşı inanılmaz bir linç girişimi olduğunu gözlemliyorum. EURO 2016 öncesinde geniş kadro seçimi, Hırvatistan maçı sonrasında ise ilk on bir seçimi ve futbolcuların performansları konusunda insanlar kazan kaldırmış durumda ve turnuvanın geri kalanı için hiç kimsenin umudu kalmamış gibi gözüküyor.

Milli futbolcuları, oyuncu tercihlerini ve sistemi sonuna kadar eleştirmeliyiz. Nitekim milli takım Hırvatistan maçındaki performansıyla bizlere bunun için bolca malzeme de verdi. Ancaak! Sanki takımın kötü oynamasını iştahla bekliyormuşcasına sadece kişisel nefretlerini kusmak için zaman kollayan arkadaşlar olduğu da bir gerçek. Bana kalırsa hiçbir Türkiye vatandaşı milli takımı koşulsuz şartsız desteklemek mecburiyetinde değil. Fatih Terim’i sevmeyebilirsin, Arda Turan’dan nefret edebilirsin, Federasyon başkanının Demirören olması seni çileden çıkarıyor olabilir, Burak Yılmaz’a kin kusuyor, Selçuk İnan’ın saç bandına da kıl oluyor olabilirsin. Şahsen hiçbirine itirazım yok, bu veya benzer sebeplerle milli takıma destek vermeyen herkese de sonsuz saygım var. Fakat tüm bu hissiyatlara sahip olmasına karşın takım başarılı olurken timsah gibi bekleyip, ilk kazada saldırıya geçen kötü niyetli insanlara tahammül edemiyorum. Madem öyle, siz desteklemeyin ama bırakın futbolu seven, uluslararası turnuvaları şevkle takip eden ve Türkiye’nin bu turnuvalarda var olmasından mutluluk duyan insanlar keyif almaya devam etsin.

Peki böyle söylüyorum diye, milli takımı çok mu beğendim, kadro seçimlerini çok mu doğru buldum?

Kesinlikle hayır. Özellikle savunma hattında geniş kadroda düşünülen opsiyonlar oldukça yetersiz görünüyor ve başımıza iş açacakmış gibi duruyor. Ömer Toprak, Ersan Gülüm, Yalçın Ayhan, Atınç Nukan ve Kaan Ayhan seçenekleri bulunuyorken 23 kişilik kadroda eski sol bek Hakan Balta, formsuz Semih Kaya ve tecrübesiz Ahmet Çalık dışında stoper orijinli oyuncu oyuncu çağrılmamış olması kesinlikle bir hatadır. Ha, bu isimleri sıraladım ancak bana kalırsa bu kadroda olması gerekenler yalnızca Ömer ve Ersan’dır.

Ömer Toprak gibi Avrupa standartlarında bir defans oyuncusunun saha dışı sebeplerle bu kadronun dışında kalmış olması bir fiyaskodur! Türkiye Futbol Direktörü titri ile Türk futbolunda kayıtsız şartsız egemenliğini ilan etmiş olan Fatih Terim, Avrupa’nın en pahalı üçüncü koçu olarak bu problemi çözememiş ise şapkasını önüne koyup, uzun uzun düşünmelidir. Ersan ise Beşiktaş’ta başarılı bir devre geçirdikten sonra çok yüksek transfer ücretleri ile Çin’e transfer oldu ve Çin liginde de olsa düzenli olarak oynamaya devam etti. Serdar Aziz’in sakatlığında, yakın dönemde de milli havuzda bulunan Ersan’ın bu kadar stoper ihtiyacı olan bir milli takıma çağrılmamasının sebebini gerçekten merak ediyorum. Eğer Çin’e transfer olan bir diğer isim Burak Yılmaz da kadro dışında bırakılmış olsaydı bunu bir mesaj olarak algılayabilir ve saygı duyabilirdik ancak öyle bir durum da söz konusu değil.

Bunun dışında, Yalçın Başakşehir’de iyi bir sezon geçirmiş olabilir ancak 34 yaşında, üst düzey uluslararası maç tecrübesi sıfıra yakın ve milli takımın sistemi için ağır bir stoper. Atınç, Kaan ve Ahmet Çalık’ı ise aynı potada eritmek gerekiyor; gelecekteki turnuvalarda da kadromuzda olabilecek üç stoper ve en azından birinin kadroda olması doğru bir tercih olarak gözüküyor. Terim’in tercihi ise bu sezon çok maç oynayan ve milli takımın oyun tarzına uygun Ahmet’ten yana olmuş. Burada itiraz edecek bir husus göremiyorum.

Volkan Demirel, Hasan Ali Kaldırım, Alper Potuk, Tolga Zengin, Necip Uysal, Gökhan Töre ve Kerim Frei Fatih Terim’in Fenerbahçe ve Beşiktaş düşmanlığı sebebiyle mi kadroda değil?

İnanılmaz biçimde, yukarıda yazdığım cümlenin kısmen ya da tamamen doğru olduğunu, inanmış bir şekilde savunan bir grup olduğu hepimizin malumu. Aslında bu konunun üzerinde bile durmamak gerekiyor ama kısa kısa cevaplar yazacağım:
·         Volkan’ın milli takımı bırakış şekli ve bunun ardından Babacan’ın gösterdiği sıra dışı performans zaten gerekli cevabı veriyor, Tolga hakkında da Babacan’ın formunun gerekli yanıtı verdiğini düşünüyorum.
·         23 kişi çağrılabilen bir takıma üç sol bek alınması düşünülemez, Hasan Ali de Caner’in ardından ikinci sol bek mevkii için İsmail ile yarışıyordu, son haftalarda Beşiktaş’ın çıkışı ve Fenerbahçe’nin düşüşü de göz önüne alınırsa bu tercihi de acımasızca eleştirecek bir yan göremiyorum.
·         Alper sezonu çok iyi geçirdi ve Fenerbahçe’nin sol kanadını Nani’den aldı. Ancak burada da Arda ve Olcay varken Alper’in saf dışı kalmış olması çok doğal. Necip hakkında yorum bile yapmıyorum. Töre ise zaten çağrılmış olsaydı da grup maçlarında cezası sebebiyle oynayamayacaktı.
·         Kerim Frei, bu sezon Beşiktaş’ın x-factor oyuncusu olarak öne çıktı. Açıkçası ben de çağrılmasını bekliyordum. Bana kalırsa yukarıdaki isimler arasında tek haklı eleştiri Kerim için yapılanlardır. Ancak kadromuzda Volkan Şen gibi Kerim’in önünde ve benzer tipte bir kanat oyuncumuz mevcut. Volkan’ın muadili olarak ise Terim Kerim’i değil, futbolumuzun yeni tanıştığı Emre Mor’u tercih etti. Emre de bu tercihin hakkını veriyor açıkçası.


Dönelim saha içine. Yazının bu kısmından sonra seçilmiş 23 kişi dışında yorum yapmayacağım, bu 23 kişilik grupla ne yapabiliriz, onu tartışacağım. EURO 2016’da ilk maçları geride bıraktık ve şu ana kadarki en kötü performanslardan biri maalesef bizden geldi.

Öncelikle Hırvatistan maçına Terim’in son hazırlık maçında oynattığı on bir ile neredeyse aynı kadroyu çıkardığından bahsedelim. Yalnızca Burak Yılmaz yerine Cenk Tosun’u ilk on birde gördük, ki bu oldukça kabul edilebilir bir hamleydi.

11’imiz: Volkan Babacan – Gökhan Gönül, Mehmet Topal, Hakan Balta, Caner Erkin – Selçuk İnan, Ozan Tufan – Hakan Çalhanoğlu, Oğuzhan Özyakup, Arda Turan – Cenk Tosun şeklindeydi.

Yukarıda bahsettiğim gibi aslında bu tüm kamuoyu tarafından beklenen bir ilk on birdi. Nitekim bu kadro açıklandığında hiç kimse ne şaşırdı ne de itiraz etti. Çünkü sadece son hazırlık maçlarında değil, bizi turnuvaya taşıyan eleme maçlarının çıkışa geçtiğimiz bölümünde de Volkan, Gökhan, Hakan, Caner, Selçuk, Ozan, Oğuzhan, Arda ve Hakan Çalhanoğlu zaten bu takımın sürekli ilk on birinde oynayan isimlerdi. Öncelikle bu sebeple Hırvatistan karşısına çıkarılan kadronun yerden yere vurulmuş olmasını anlayamıyorum. Ne yani son 13 maçında 9 galibiyet alan ve yalnızca İngiltere’ye Wembley’de hakemin de etkisiyle yenilmiş olan takımı turnuvanın ilk maçında baştan aşağı değiştirmeli miydik?

Buradan Hırvatistan ilk on birimizin doğru olduğu sonucu mu çıkar?

Kesinlikle hayır. Bu kadro eleme grubumuzda Kazakistan, Letonya, Hollanda, Çek Cumhuriyeti ve İzlanda’ya karşı önemli puan ve galibiyetler aldı. Hollanda haricindeki takımlar taktik olarak topu rakibine bırakmayı tercih eden ve savunma güçleri ve kontra ataklarla kazanmayı amaçlayan takımlardı ve bu da topu kullanmayı ve rakip yarı alanda oynamayı seven tarzda oyunculardan kurulu takımımızın top rakipteyken alan daraltarak baskı kurmak, pas arası ve müdahale yaparak rakipten top kazanmak ve rakipten baskı yediğimiz bölümlerde hücuma direkt yollarla topu taşımak gibi bazı defolarını gizledi. Grup maçlarında rakiplerimizin oyun tercihleri sayesinde bunların hiçbirine ihtiyacımız kalmamıştı. Hırvatistan maçı ise hepimizin malumu olduğu üzere hiç de öyle gelişmedi.

Nerede hata yaptık?

Fatih Terim’in, ülkemizi bu turnuvaya taşıyan oyuncu grubunda ısrar etmesini çok doğru buluyorum. Özellikle de yaş ortalamamızın düşük oluşu düşünülürse, bu genç grubun yaşayacağı EURO 2016 tecrübesi bize önümüzdeki büyük turnuvalar için önemli avantaj getirecektir. Ayrıca takımı dip yapmışken bu turnuvaya getiren oyuncu grubunun turnuvada kesik yemesi hiç de adaletli olmazdı. Bunlar bir tarafa, Fatih Terim şampiyonadaki rakiplerimizi daha iyi tahlil etmeli ve bu kemik kadromuza kritik dokunuşlar yapmalıydı. Ancak Terim hiçbir zaman rakiplerine göre kadro çıkartmayı tercih eden bir hoca olmadı, gerekirse UEFA şampiyonu takımıyla Chelsea’den 5 yedi, Türkiye’de kupa bırakmayan 3. dönem Galatasaray'ı ile Madrid’den 6 yedi ama hiçbir zaman rakibe göre kadro çıkarmadı. Avrupa Şampiyonası’nda da bu tavrı değişmemiş gibi gözüküyor. Tek değişikliğimiz sakatlanan Serdar Aziz yerine Mehmet Topal’ı monte etmek oldu. Bu dokunuş ise yukarıda bahsettiğim defolara çare olamadığı gibi proaktif ve sezileri yüksek oyunu sayesinde Hakan ile iyi bir ikili oluşturan Serdar’ın olumlu etkisini de eksiltmiş oldu. Belki de en büyük hatamız rakiplerimize karşı en ufak bir önlem almamış olmamız oldu.

Ne yapmalıydık?

Gerek Hırvatistan gerekse İspanya topa hükmetmeyi seven tipte takımlar. Bu yönleriyle bize benziyorlar ancak arada çok önemli bir fark var; hem İspanya hem de Hırvatistan kadroları yaşlı olmamasına rağmen uzun yıllardır birlikte oynayan oyunculardan kurulu takımlar, bizse henüz 10 aylık bir takımız. Ayrıca bu takımların kadrolarında oynayan oyuncuların büyük bir çoğunluğunun Avrupa’nın ilk dört liginde oynadığını görüyoruz. Bizdeyse bu rakam çok düşük, ki lejyonerlerimizin de yarısı takımlarında düzenli forma şansı bulamıyor. Doğal olarak bu iki rakibimizin oyun temposu olarak da önümüzde olduklarını kabul etmeliyiz. Oyuncu kalitesi olarak da (şimdilik) bizden bir veya birkaç gömlek üstte oldukları için herkesin kendi oyununu oynamaya çalıştığı, birbirini bozma çabası göstermediği maçlarda kaybetmememiz için bir takım mucizelere ihtiyacımız olacaktır. Sizden daha tecrübeli, daha tempolu ve daha kaliteli bir takıma karşı hiçbir kontra plan uygulamazsanız, kazanamazsınız. Hırvatistan maçında yaşadığımız bana kalırsa buydu.

Hırvatların bize karşı çıkardığı on birden çok kısa bahsetmemiz gerekiyor:

Subasic (Monaco – 46 maç)
Strinic (Napoli – 13 maç), Corluka (Lokomotiv Moskova – 29 maç), Vida (Dinamo Kiev – 27 maç), Srna (Shakhtar Donetsk – 41 maç)
Badelj (Fiorentina – 35 maç), Modric (Real Madrid – 44 maç)
Brozovic (Inter – 35 maç), Rakitic (Barcelona – 54 maç), Perisic (Inter  - 41 maç)
Mandzukic (Juventus – 35 maç)

Stoperleri dışında Avrupa’nın zirvesindeki ligler ve takımlar dışında oynayan oyuncuları bulunmuyor (Corluka da uzun yıllar bu tür takımlarda oynamış bir oyuncu), ancak asıl dikkat çeken kısım öndeki altılı. Bu sezonu her biri muazzam geçirdi, hepsi çok formda! Yani söylemek istediğim şu; biz Türkiye olarak her şeyden önce haddimizi bilmeliydik. Gerek sosyal medyada gerek basında gerek sporun yönetim tarafında hepimiz Hırvatlar karşısında 2008’deki mucizevi geri dönüşümüz ve tarihi galibiyetimiz ile öylesine meşgul olduk ki herkes sadece kendi oyunumuzu oynayarak onları yenebileceğimizi zannetti, takımımız dahil. Oysa bu mümkün değil.

Bunun dışında, sezonu az sayıda maç oynayarak geçiren birçok oyuncumuzun ilk on birde olması da, böylesine formda, tempolu ve pas kabiliyeti yüksek bir takıma karşı bizi çaresiz bıraktı. Caner, Ozan, Arda ve Cenk sezonu az süreler alarak geçirmiş olan oyuncularımızdı. Bu dört oyuncunun temposuzluğu, diğer oyuncularımızı da çok zor durumda bıraktı. Ayrıca Çalhanoğlu ve Oğuzhan gibi fizik kalitesi yüksek olmayan oyuncularımız ve transfer spekülasyonları arasında kendini kaybetmiş olduğunu gördüğümüz Gökhan da onlara eklenince yenilgi kaçınılmaz oldu. Mağlubiyet bir tarafa, adeta maç boyunca 5 dakika bile oyuna ortak olamamış olmamız doğal olarak herkesi karamsarlığa itti. Ancak ben bu noktada Terim’in meşhur motivatörlüğü ve birkaç küçük dokunuşuyla çok daha iyi bir görüntüye kavuşabileceğimizi düşünüyorum.

İspanya ve Çek maçlarında bambaşka bir kadro mu gerekiyor?

Yukarıda uzun uzadiye açıkladığım gibi İspanya da Hırvatistan ile oldukça benzer tipte bir takım. Gerçi onların tarzını anlatmaya ihtiyaç da yok. Topa sahip olacaklar, yüksek pas temposuyla hücum edecekler, yer yer başımızı bile döndürecekler, birçok duran top şansı bulup bunları doğru kullanacaklar; bunlar sürpriz değil. Fakat bu yararlanabileceğimiz eksikleri olmadığı anlamına da gelmiyor. Dolayısıyla Hırvatistan maçında yapılan hatalardan ders çıkarır, doğru değişiklikleri yapar ve çok daha iyi odaklanarak mücadele edersek, inanın, bu maçı kazanabiliriz. Az önce bahsettiğim gibi temposuz oyuncularımızın bir kısmını, sezonu daha fazla süre alarak geçirmiş ve turnuvaya hazır gelmiş oyuncularımızla değiştirmeliyiz.

Benim fikrimi soracak olursanız değişiklikler şöyle olmalı;
Öncelikle Hırvatistan maçında Caner ve Arda’lı kanadımız bahsettiğim sebeplerle adeta yerlerde süründü. Bu nedenle takımımızın lideri konumundaki Arda’yı ilk maçtan kaybetmek istemeyeceğimizden, temposuz Caner yerine Arda’nın zaaflarını kapatabilecek tempoya sahip İsmail’i düşünmeliyiz. Evet, oyun aklı olarak Caner İsmail’in fersah fersah önünde, lakin eğer olay oyun aklı ile mücadele etmekse, İspanyollar ile bu konuda zaten aşık atamayız. Biz savaşmak zorundayız.

Mehmet – Hakan tandeminin de önceki maçımızda (ve hatta hazırlık maçlarında) kesinlikle güvenilir ve ideal bir ikili olmadığı ortada. Bu da bize stoperde sıkıntı yaratmanın ötesinde, orta alandaki Mehmet Topal etkisini de yitirmek olarak dönüyor. Yani Topal alışık olduğu mevki olan orta sahanın göbeğine kayarak burdaki direnci arttırabilir ve bu bölgedeki top kazanma problemimize çözüm olabilir ancak Hakan’ın yanına başka bir stoper monte etmek bize pek bir şey kaybettirmez. Tabii bu noktada yazının başında da bahsettiğim üzere elimizde yeteri kadar iyi kartlar bulunmuyor. Eldeki oyunculardan en mantıklı seçim uluslararası maç tecrübesi oldukça yüksek olan Semih’i kullanmak olacaktır, Hakan ile de birbirlerini yakından tanımaları organize İspanyol hücumlarına bir önlem olabilir.

Genel kanının aksine Hırvatistan maçında Ozan’ın takımın en kötüsü olduğunu düşünmüyorum. Hatta ilk yarıda takımın en iyilerindendi ve adeta ayakta kalan tek oyuncumuzdu. Ancak maç temposu çok düşük olduğundan ikinci yarı o da düştü ve goldeki hatasıyla da eleştirilerin odağı haline geldi. Oysa golde ilk hata Selçuk’un topu hatalı yere doğru uzaklaştırmaya çalışması ile başlıyor, Ozan’nın şut açısını kapatmakta geç kalması ile devam edip, Volkan’ın zamanlamayı ayarlayamaması ile sonuçlanıyor. Selçuk ise iyi bir maç çıkarmadı ama çok mücadele etti ve göze batan hatalar da yapmadı. Dolayısıyla ilk anda Topal’ı Ozan yerine Selçuk’un yanına monte etmek mantıklı geliyor olabilir. Fakat bence Topal – Selçuk doğru bir ikili değil! Çünkü her ikisi de dikine dripling yapma becerisi çok sınırlı oyuncular ve İspanya’ya karşı bu özelliğe çok ihtiyacımız olacak. Bu sebeple burayı Topal, Oğuzhan ve Ozan üçlüsüyle daha doğru kurabileceğimizi düşünüyorum.

Hücum hattımızda ise Arda ne olursa olsun ilk on birde başlamalıdır. Burası çok net. Kalan iki oyuncu içinse tercih yapmamız gerekecek. Ya Cenk’i  kullanmaya devam edeceğiz ve Çalhanoğlu’dan feda ederek diğer kanadımızda Olcay’ı kullanacağız ve dengeyi bu şekilde sağlayacağız - ki bana kalırsa Çalhanoğlu’dan sırf duran toplar için bile vazgeçme lüksümüz yok - ya da sezonu oynamadan geçiren forvetlerimiz Burak ve Cenk’in ikisini de kulübede oturtarak bu sezon Bundesliga’da 36 maça çıkmış, 11 gol ve 5 asist yapmış olan Yunus Mallı’yı ileri üçlüye ekleyerek bir çeşit 4-6-0 oynayacağız. Bunu Terim eleme maçlarında dönem dönem kullanmıştı.

Uzun lafın kısası İspanya karşısına Hırvatistan maçında olduğu gibi lüks bir takımla ve taktik yapıyla çıkmamamız gerekiyor. Daha çok alan kapatmamız, daha çok pas açılarına girmemiz, ikili mücadelelerde daha fazla ayakta kalmamız lazım. Hücuma çıktığımız bölümlerde ise topu kullanma becerisi yüksek oyunculara ihtiyacımız var. Bu doğrultuda yukarıdaki oyun anlayışı istikametinde İspanya maçı için doğru on birin;

Volkan – Gökhan, Semih, Hakan, İsmail – Ozan, Topal, Oğuzhan – Çalhanoğlu, Yunus, Arda

olduğu düşüncesindeyim. Ancak şahsi tahminime göre Terim Selçuk ve (stoper olarak) Topal tercihlerinden vazgeçmeyecektir. Çek Cumhuriyeti maçı ise eleme gruplarında oynadığımız futbol için uygun bir mücadele olacaktır. Onlarla birbirimizi zaten yakından tanıyoruz ve açıkçası iki taraf da kazanmak için ne yapması gerektiğinin farkında. O maçın neticesine günlük psikoloji ve performanslar etki edecektir.


Toparlayacak olursam; kadro seçimi konusundaki eleştirilerin bir kısmını haklı bulmakla birlikte çoğunluğuna katılmıyorum. İlk on bir ve sistem tercihlerinde ise Terim’in daha esnek olması gerektiği düşüncesindeyim. Ancak her ne olursa olsun eleme gruplarının ilk devresinde sadece 5 puan toplayabilmişken, ikinci devresinde 13 puan toplayarak turnuvaya doğrudan katılma hakkı kazanan; yani bu turnuvada var olma ümitlerimiz tükenmişken bizi bu turnuvaya taşıyan genç oyuncuların ağırlıkta olduğu bu kadromuza sahip çıkmamız gerekiyor. Daha bu kadroda bulunmayan ve ileriki turnuvalarda bu kadroyu zorlayacak Enes Ünal, Salih Uçan, Atınç Nukan, Sinan Gümüş, Kaan Ayhan, Çağlar Söyüncü gibi genç ve büyük potansiyelli oyuncularımız; Gökhan Töre, Serdar Aziz gibi sakatlık ve cezaları sebebiyle yararlanamadığımız 25 yaşlarına henüz ulaşmamış as oyuncularımız sırada beklerken yapmamız gereken son şey bu potansiyelli takımı linç politikasıyla kötü niyetli eleştiri yağmuruna tutmaktır. 

Bize düşen ise çok zor bir noktadayken son anda bu turnuvaya katılabilmiş olmanın tadını çıkarmaktır. Çünkü Türkiye’nin bu turnuvalardan sıfır puan ile elenip de dönmesi bile, hiç katılamamasından kat be kat iyidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder