10 Haziran 2016 Cuma

EURO 2016

2008’in ardından uzun süre uluslararası turnuvaları atladıktan sonra, eleme gruplarındaki ilginç maceramız sonunda dönüşümüz sekiz yılın ardından yeniden bir Avrupa Şampiyonası ile oldu. Bunca yıl sonra bir turnuva yakalamışken hakkında bir şeyler yazmazsam tabi ki olmazdı. Bu yazıda Şampiyona grupları, takım kadroları ve şampiyonluğun favorilerini inceleyeceğim.

A GRUBU


FRANSA
İSVİÇRE
ROMANYA
ARNAVUTLUK
T.D.
Didier Deschamps
Vladimir Petković
Anghel Iordănescu
Gianni De Biasi
1.        
Benoit Costil (Rennes)
Yann Sommer
(B.Mönchengladbach)
Ciprian Tatarusanu (Fiorentina)
Etrit Berisha
(Lazio)
2.        
Hugo Lloris (Tottenham)
Roman Bürki (Borussia Dortmund)
Costel Pantilimon (Watford)
Alban Hoxha (Partizani)
3.        
Steve Mandanda (Marsilya)
Marwin Hitz (Augsburg)
Silviu Lung
(Astra Giurgiu)
Orges Shehi (Skenderbeu)
4.        
Lucas Digne
(Roma)
Stephan Lichtsteiner (Juventus)
Cristian Sapunaru (Pandurii Targu Jiu)
Ansi Agolli (Karabağ)
5.        
Patrice Evra (Juventus)
Nico Elvedi (B.Mönchengladbach)
Alexandru Matel (Dinamo Zagreb)
Arlind Ajeti (Frosinone)
6.        
Christophe Jallet (Lyon)
Michael Lang
(Basel)
Vlad Chiriches (Napoli)
Naser Aliji
(Basel)
7.        
Laurent Koscielny (Arsenal)
Johan Djourou (Hamburg)
Valerica Gaman (Astra Giurgiu)
Elseid Hysaj (Napoli)
8.        
Eliaquim Mangala (Manchester City)
Fabian Schar (Hoffenheim)
Cosmin Moti (Ludogorets)
Andi Lila
(PAS Giannina)
9.        
Samuel Umtiti
(Lyon)
 François Moubandje (Toulouse)
Dragos Grigore
(Al-Sailiya)
Mergim Mavraj (Köln)
10.    
Bacary Sagna
(Manchester City)
Ricardo Rodriguez (Wolfsburg)
Razvan Rat
(Rayo Vallecano)
Frederic Veseli (Lugano)
11.    
Adil Rami
(Sevilla)
Steve von Bergen (Young Boys)
Steliano Filip (Dinamo Bükreş)
Amir Abrashi (Freiburg)
12.    
Yohan Cabaye
(Crystal Palace)
Valon Behrami (Watford)
Alexandru Chipciu (Steaua Bükreş)
Migjen Basha (Calcio Como)
13.    
Morgan Schneiderlin (Manchester United)
Blerim Dzemaili (Galatasaray)
Mihai Pintilii (Steaua Bükreş)
Lorik Cana (Nantes)
14.    
N'Golo Kante
(Leicester City)
Gelson Fernandes (Rennes)
Ovidiu Hoban (Hapoel B. Sheva)
Ergys Kace
(PAOK)
15.    
Blaise Matuidi
(Paris Saint Germain)
Fabian Frei
(Mainz 05)
Adrian Popa (Steaua Bükreş)
Burim Kukeli (Zürih)
16.    
Paul Pogba (Juventus)
Granit Xhaka (Arsenal)
Andrei Prepelita (Ludogorets)
Ermir Lenjani (Nantes)
17.    
Moussa Sissoko (Newcastle United)
Xherdan Shaqiri (Stoke City)
Lucian Sanmartean (Al-Ittihad)
Ledian Memushaj (Delfino Pescara)
18.    
Kingsley Coman (Bayern Münih)
Denis Zakaria
(Young Boys)
Nicolae Stanciu (Steaua Bükreş)
Odise Roshi (Rijeka)
19.    
Andre-Pierre Gignac (Tigres)
Breel Embolo
(Basel)
Gabriel Torje (Osmanlıspor)
Taulant Xhaka (Basel)
20.    
Olivier Giroud (Arsenal)
Haris Seferovic (Eintracht Frankfurt)
Denis Alibec
(Astra Giurgiu)
Bekim Balaj (Rijeka)
21.    
Antoine Griezmann (Atletico Madrid)
Admir Mehmedi (Bayer Leverkusen)
Florin Andone (Cordoba)
Sokol Cikalleshi
(M. Başakşehir)
22.    
Anthony Martial (Manchester United)
Eren Derdiyok (Kasımpaşa)
Claudiu Keseru (Ludogorets)
Shkelzen Gashi (Colorado Rapids)
23.    
Dimitri Payet (West Ham United)
Shani Tarashaj (Everton) 
Bogdan Stancu (Gençlerbirliği)
Armando Sadiku (Vaduz)

FRANSA

Gerek ev sahibi avantajı gerekse şaşaalı kadrosuyla turnuvanın doğal favorilerinden. Tabii ki bu grubun da mutlak favorisi konumundalar. Yalnızca 23 kişilik kadroya alınmayan Fransız oyunculardan (Debuchy, Sakho, Zouma, Ben Arfa, Kondogbia, Schneiderlin, Valbuena, Benzema vd.) bir takım kurulsa, o takım da bu turnuvada iddialı olurdu, öyle iyi bir kadroya sahipler. Oynadıkları son 10 hazırlık maçında 9 galibiyet aldılar, yalnızca İngiltere’ye mağlup oldular.

İdeal 11: Lloris – Sagna, Rami, Koscielny, Evra – Kante, Matiudi, Pogba – Griezmann, Giroud, Payet

Bu on birin dışında yedek kulübesinden oyuna direkt etki edebilecek Coman, Martial ve Gignac gibi bu sezonu çok iyi geçirmiş forvet oyuncuları da var. Hazırlık maçlarındaki formda görüntülerini koruyabilirlerse ev sahipliği yaptıkları bu turnuvada final görmeleri hiç kimse için sürpriz olmayacaktır.


İSVİÇRE

Elemelerde E grubunu 10 maçta 21 puan toplayıp ikinci tamamlayarak doğrudan turnuvaya katıldılar. E grubu İngiltere ve Slovenya ile birlikte turnuvaya üç takım gönderen gruplardan birisiydi. İngiltere’ye her iki maçta ve Slovenya’ya da deplasmanda kaybettiler. Hazırlık bölümünü ise iyi geçtiklerini söyleyemeyiz; son dört hazırlık maçında üç yenilgi alıp sadece Moldova’yı tek farkla geçebildiler. En büyük avantajları ise turnuva tecrübesine sahip oturmuş kadroları.

İdeal 11: Sommer -  Lichtsteiner, Schar, Senderos, Rodriguez – Behrami, Dzemaili – Shaqiri, Xhaka, Embolo – Eren Derdiyok

Geniş kadrolarına baktığımızda Djourou, Fernandes, Fabien Frei, Seferovic ve Mehmedi gibi tecrübeli ve iyi oyuncular bulunuyor. Kadronun büyük bölümünün Bundesliga ekiplerinde forma giyiyor olması avantajları. Zorlansalar da bu gruptan çıkacaklardır.


ROMANYA

Elemelerde Yunanistan’ın birinci torbadan girerek sonuncu bitirdiği F grubunu 20 puanla ikinci tamamlayarak doğrudan katıldılar. Zayıf bir grup gibi gözükse de F grubu da Kuzey İrlanda ve Macaristan ile birlikte turnuvaya üç takım gönderdi. Romanya’nın gerçekten çok zor gol yiyen bir takım olduğunu görüyoruz. 10 maçta sadece ve sadece iki gol yemişler ve hiç mağlubiyet almamışlar. Ancak aynı şekilde gol bulmakta da zorlanıyorlar. Turnuvadaki kısır maçlara gebe bir ekip olduğunu söyleyebiliriz.

İdeal 11: Tatarusanu – Matel, Chiriches, Grigore, Rat – Pintilii, Hoban – Popa, Stanciu, Torje – Stancu

Kale ve savunma bölgelerinde Avrupa’nın önemli liglerinde oynayan tecrübeli oyuncuları bulunuyor olsa da genellikle alt seviye liglerde forma giyen oyunculardan kurulu bir takım. Torje ve Stancu ise ligimizden tanıdık isimler. Yedek kulübesinde şahsen takip edip bildiğim pek oyuncuları yok, yalnızca Galatasaray ile adı anılan Denis Alibec’in Romanya Ligi’nde iyi bir sezon geçirdiğini biliyoruz. Romanya turnuva geleneği olan bir takım ve bu gruptan çıkacaklardır, bence formsuz İsviçre’yi altlarına alabilirler.


ARNAVUTLUK

Elemelerde 5 takımlı I grubunda Danimarka ve Sırbistan gibi futbol geleneğine sahip takımları altlarına alarak 14 puan toplayıp ikincilik koltuğuna oturdular ve tarihlerinde ilk kez büyük bir turnuvaya katılmaya hak kazandılar. Avrupa Şampiyonası’nın ilk kez 24 takımla oynanması onlara bu kapıyı açmış oldu ve bence sadece burada bulunmaları bile müthiş bir başarı. Kadrolarında kaleci Berisha, stoper Mavraj ve Lorik Cana dışında üst seviyelerde oynamış oyuncuları bulunmuyor.

İdeal 11: Berisha – Hysaj, Mavraj, Cana, Aliji – Basha, Xhaka, Lenjani – Roschi, Cikalleshi, Gashi

Gerçekten Cana ve Başakşehir’in yedek forveti Cikalleshi dışında tanıdığım bir isim yok. İlk defa soluyacakları bu atmosferde gruptan çıkmaları büyük sürpriz olur.


B GRUBU


İNGİLTERE
RUSYA
SLOVAKYA
GALLER
T.D.
Roy Hodgson
Leonid Slutski
Ján Kozák
Chris Coleman
1.        
Joe Hart (Manchester City)
Igor Akinfeev
(CSKA Moskova)
Matus Kozacik (Viktoria Plzen)
Wayne Hennessey (Crystal Palace)
2.        
Fraser Forster (Southampton)
Marinato Guilherme (Lok. Moskova)
Jan Mucha
(Slovan Bratislava)
Danny Ward (Liverpool)
3.        
Tom Heaton
(Burnley)
Yuri Lodygin
(Zenit)
Jan Novota
(Rapid Wien)
Owain Williams (Inverness)
4.        
Gary Cahill
(Chelsea)
Alexey Berezutskiy
(CSKA Moskova)
Peter Pekarík (Hertha Berlin)
James Chester (WBA)
5.        
Chris Smalling (Manchester United)
Vasily Berezutskiy
(CSKA Moskova)
Milan Skriniar (Sampdoria)
James Collins (West Ham United)
6.        
John Stones (Everton)
Sergey Ignashevich
(CSKA Moskova)
Martin Skrtel (Liverpool)
Ben Davies (Tottenham)
7.        
Kyle Walker
(Tottenham Hotspur)
Georgy Shchennikov (CSKA Moskova)
Norbert Gyomber (Roma)
Chris Gunter (Reading)
8.        
Danny Rose (Tottenham Hotspur)
Dmitry Kombarov (Spartak Moskova)
Jan Durica
(Lok. Moskova)
Ashley Richards (Fulham)
9.        
Ryan Bertrand (Southampton)
Roman Neustadter (Schalke 04)
Kornel Salata (Slovan Bratislava)
Neil Taylor
(Swansea)
10.    
Nathaniel Clyne (Liverpool)
Roman Shishkin
(Lok. Moskova)
Tomas Hubocan (Dinamo Moskova)
Ashley Williams
(Swansea)
11.    
Dele Alli
(Tottenham Hotspur)
Igor Smolnikov (Zenit)
Dusan Svento (Köln)
Gareth Bale
(Real Madrid)
12.    
Eric Dier
(Tottenham Hotspur)
Igor Denisov (Dinamo Moskova)
Marek Hamsik (Napoli)
Joe Allen (Liverpool)
13.    
Ross Barkley (Everton)
Denis Glushakov (Spartak Moskova)
Juraj Kucka
(Milan)
Aaron Ramsey (Arsenal)
14.    
Jordan Henderson
(Liverpool)
Alexander Golovin
(CSKA Moskova)
Miroslav Stoch (Bursaspor)
David Edwards (Wol. Wanderers)
15.    
Adam Lallana
(Liverpool)
Roman Shirokov (CSKA Moskova)
Vladimír Weiss
(El-Gharafa)
Andy King (Leicester City)
16.    
James Milner (Liverpool)
Oleg Ivanov
(Terek)
Robert Mak
(PAOK)
Joe Ledley
(Crystal Palace)
17.    
Raheem Sterling (Manchester City)
Pavel Mamaev
(Krasnodar)
Patrik Hrosovsky (Viktoria Plzen)
Jonathan Williams (Crystal Palace)
18.    
Jack Wilshere (Arsenal)
Dmitry Torbinskiy (Krasnodar)
Jan Gregus (Jablonec)
David Vaughan (Nott. Forest)
19.    
Wayne Rooney
(Manchester United)
Alexander Samedov (Lok. Moskova)
Viktor Pecovsky (Zilina)
George Williams (Fulham)
20.    
Marcus Rashford (Manchester United)
Oleg Shatov
(Zenit)
Stanislav Sestak (Ferencvaros)
Simon Church (MKD)
21.    
Harry Kane (Tottenham Hotspur)
Artem Dzyuba
(Zenit)
Ondrej Duda (Legia Varşova)
David Cotterill
(Birmingham City)
22.    
Jamie Vardy (Leicester City)
Alexander Kokorin (Zenit)
Michal Duris (Viktoria Plzen)
Hal Robson-Kanu (Reading)
23.    
Daniel Sturridge (Liverpool)
Fedor Smolov (Krasnodar)
Adam Nemec (Willem II)
Sam Vokes (Burnley)

İNGİLTERE

Yakaladıkları genç jenerasyonla elemelerde tulum çıkararak geldiler. 2014 Dünya Kupası’nda yaşadıkları hayal kırıklığından sonra Terry, Johnson, Gerrard, Lampard gibi oyuncular Milli takım kariyerlerini noktaladı ve İngilizler Tottenham’ın gençleri başta olmak üzere yeni bir çehre ile yoluna devam etti. Bu grubun da en büyük favorisi. Bana kalırsa bu kez büyük bir turnuvada yüzleri gülecek.

İdeal 11: Hart – Walker, Cahill, Smalling, Rose – Wilshere, Dier, Alli – Rooney, Kane, Vardy

Oynadıkları son 5 hazırlık maçında Almanya, Portekiz, Avustralya ve bizi yendiler, tek mağlubiyetleri ise Hollanda’ya karşı. Bizimle oynadıkları maçta bölüm bölüm iyi oyunumuz olmasına karşın oyunun asıl hakimi onlardı ve Wembley atmosferi ile birleşince galip geldiler. Walker, Rose, Stones, Clyne, Dele Alli, Dier, Lallana, Sterling, Kane ve Rashford gibi oldukça genç ve potansiyelli oyuncuları var. Bu potansiyeli Rooney, Milner, Hart, Cahill gibi tecrübelerle harmanlayabilirlerse finale uzanmaları benim için sürpriz olmaz.

RUSYA

Elemelerde G grubunda Avusturya’nın ardından 20 puanla ikinci olarak doğrudan katıldılar. 2018 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmaya hazırlanan Ruslar başarılı denilebilcek ancak artık miadını doldurmuş olan takımlarını gençleştirme operasyonuna giriştiler. Hatta bir dönem 2018’e kadar milli oyuncuların Rus Ligi’nde ayrı bir takımla mücadele etmesi fikri bile ortaya atılmıştı. Yani asıl hedefleri iki sene sonraki Dünya Kupası. Ancak bu şampiyona belki de onların bu hazırlığı için en büyük fırsat.

İdeal 11: Akinfeev – Kuzmin, A. Berezutski, Ignashevich, Kombarov – Shirokov, Dzagoev, Denisov, Zhirkov – Kokorin, Dzyuba.

Hazırlık maçlarında pek ışık vermediler. İyi bir jenerasyon yakaladıklarını da söyleyemeyiz. Slovakya da Galler de tehlikeli takımlar, Rusya evine erken dönerse şaşırmam.


SLOVAKYA

2010’daki Dünya Kupası’ndan sonra bu kez de tarihlerinde ilk kez Avrupa Şampiyonası bileti aldılar. Elemelerde İspanya’nın grubunda Ukrayna’yı geçerek doğrudan katılmaya hak kazandılar. İngiltere dışındaki takımların denk güçlerde olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple ilk maçta karşılaşacakları Galler maçından alacakları sonuç kaderlerini belirleyecek.

İdeal 11: Kozacik – Pekarik, Skrtel, Durica, Svento – Hrosovski, Kucka – Duris, Hamsik, Weiss – Nemec

Kadroda Skrtel ve Hamsik gibi yıldız oyuncuları var ancak çoğunluk alt seviye liglerde forma giyen oyunculardan kurulu. Geniş kadroda Stoch ve Sestak gibi tanıdık oyuncular da var. Fiziksel oyunu çok iyi oynayabilen bir takım. Zaten bu gruptaki takımlar arasında mücadele bazen futboldan çıkıp rugby seviyesine çıkacaktır.


GALLER

1958 Dünya Kupası’nın ardından 58 sene sonra yeniden bir uluslararası turnuvaya katılma başarısı gösterdiler. Elemelerde B grubunda son yılların formda takımı Bosna Hersek’i geçerek Belçika’nın arkasından ikinci olarak doğrudan katıldılar. Birçok Premiere Lig’de forma giyen futbolcunun Real Madridli Gareth Bale etrafında iyi bir takım oluşturduğunu görüyoruz. Yukarıda anlattıklarımdan farklı bir şey söylemeyeceğim, bu grup benzer tipte ve İngiltere dışında benzer kuvvette takımlardan oluşuyor. Herkesin şansı var.

İdeal 11: Hennessey – Gunter, Williams, Chester, Davies, Taylor – Ramsey, Allan, King, Bale – Vokes

İlginç bir şekilde son dönemde yalnızca bir tane hazırlık maçı oynamışlar, onda da İsveç’e 3-0 yenilmişler. Bale takımın her şeyi diyebiliriz, elemelerde 11 gol atmışlar ve dokuzunun altında Bale imzası var. Sezon sonuna formda giren ve Real Madrid ile Şampiyonlar Ligi’ni kazanan Bale eğer formunu turnuvada da sürdürebilirse Galler’in üst tur şansı hiç de az değil.


C GRUBU


ALMANYA
KUZEY İRLANDA
POLONYA
UKRAYNA
T.D.
Joachim Löw
Michael O'Neill
Adam Nawałka
Mykhailo Fomenko
1.        
Manuel Neuer (Bayern Münih)
Roy Carroll
(Notts County)
Artur Boruc (Bournemouth)
Denys Boyko (Beşiktaş)
2.        
Marc-Andre ter Stegen (Barcelona)
Michael McGovern (Hamilton)
Lukasz Fabianski (Swansea City)
Andriy Pyatov (Shakhtar Donetsk)
3.        
Bernd Leno
(Bayer Leverkusen)
Alan McManus
(St Johnstone)
Wojciech Szczesny (Roma)
Nikita Shevchenko (Zorya)
4.        
Jerome Boateng
(Bayern Münih)
Craig Cathcart (Watford)
Thiago Cionek (Palermo)
Artem Fedetskyi (Dnipro)
5.        
Mats Hummels (Bayern Münih)
Jonny Evans
(West Brom)
Kamil Glik
(Torino)
Vyacheslav Shevchuk (Shakhtar Donetsk)
6.        
Emre Can
(Liverpool)
Gareth McAuley (West Brom)
Artur Jedrejczyk (Legia Varşova)
Oleksandr Kucher
(Shakhtar Donetsk)
7.        
Jonas Hector
(Köln)
Luke McCullough (Doncaster)
Michal Pazdan (Legia Varşova)
Yaroslav Rakytskyi
(Shakhtar Donetsk)
8.        
Benedikt Höwedes (Schalke 04)
Conor McLaughlin (Fleetwood)
Lukasz Piszczek (Bor. Dortmund)
Bohdan Butko (Shakhtar Donetsk)
9.        
Shkodran Mustafi (Valencia)
Aaron Hughes (Melbourne City)
Bartosz Salamon (Cagliari)
Yevhen Khacheridi (Dinamo Kiev)
10.    
Jonathan Tah
(Bayer Leverkusen)
Lee Hodson
(MK Dons)
Jakub Wawryniak (Legia Gdansk)
Serhiy Sydorchuk
(Dinamo Kiev)
11.    
Andre Schürrle
(Wolfsburg)                 
Chris Baird
(Derby County)
Kamil Grosicki (Rennes)
Denys Garmash
(Dinamo Kiev)
12.    
Julian Draxler (Wolfsburg)
Paddy McNair (Manchester United)
Tomasz Jodlowiec (Legia Varşova)
Serhiy Rybalka (Dinamo Kiev)
13.    
Sami Khedira (Juventus)
Steven Davis (Southampton)
Bartosz Kapustka (Cracovia)
Ruslan Rotan (Dnipro)
14.    
Thomas Müller
(Bayern Münih)
Oliver Norwood (Reading)
Grzegorz Krychowiak(Sevilla)
Taras Stepanenko
(Shakhtar Donetsk)
15.    
Joshua Kimmich (Bayern Münih)
Corry Evans (Blackburn)
Karol Linetty
(Lech Poznan)
Victor Kovalenko (Shakhtar Donetsk)
16.    
Toni Kroos
(Real Madrid)
Jamie Ward (Nottingham Forest)
Krzysz Maczynski (Wisla Krakow)
Oleksandr Karavaev (Zorya)
17.    
Mesut Özil
(Arsenal)
Stuart Dallas
(Leeds)
Slawomir Peszko (Lechia Gdansk)
Yevhen Konoplyanka (Sevilla)
18.    
Julian Weigl (Borussia Dortmund)
Niall McGinn (Aberdeen)
Filip Starzynski (Zaglebie Lubin)
Oleksandr Zinchenko (Ufa)
19.    
Bastian Schweinsteiger (Manchester United)
Shane Ferguson (Millwall)
Jakub Blaszczykowski (Fiorentina)
Anatoliy Tymoshchuk (Kairat)
20.    
Lukas Podolski (Galatasaray)
Will Grigg
(Wigan)
Piotr Zielinski (Empoli)
Andriy Yarmolenko (Dinamo Kiev)
21.    
Mario Götze
(Bayern Münih)
Kyle Lafferty (Birmingham)
Robert Lewandowski (Bayern Münih)
Yevhen Seleznyov (Shakhtar Donetsk)
22.    
Leroy Sane
(Schalke 04)
Conor Washington (QPR)
Arkadiusz Milik (Ajax)
Roman Zozulya (Dnipro)
23.    
Mario Gomez (Beşiktaş)
Josh Magennis (Kilmarnock)
Mariusz Stepinski (Ruch Chorzow)
 Pylyp Budkivskyi (Zorya)

ALMANYA

Son dünya şampiyonu, Fransa ve İspanya ile birlikte turnuvanın en büyük üç favorisinden biri. Ancak eleme grubunu çok da başarılı geçirdiklerini söyleyemeyiz. Polonya, İrlanda ve İskoçya gibi iyi takımların olduğu bir gruptu ancak yine de bu grupta liderliği daha rahat alabilirlerdi, Cebelitarık’ın bulunduğu grupta on maçta 22 puan toplayabildiler.  Reus’un sakatlığından sonra savunma hattında da Rüdiger’in son anda sakatlanmasının ardından Leverkusen’li genç Tah’ı kadroya dahil ederek turnuvanın yaş ortalaması en genç ekibi oldular. Damga vurarak kazandıkları 2014 Dünya Kupası kadrolarından ise Klose dışında kaybettikleri bir oyuncu yok diyebiliriz. Sanıyorum İspanya’nın 2012’den sonra yaşadığını onlar daha erken yaşıyor ancak yine de tekrar zirveye çıkmaları sürpriz olmaz.

İdeal 11: Neuer – Höwedes, Boateng, Hummels, Hector – Khedira, Kroos, Schweinsteiger – Özil, Müller, Götze

Hazırlık periyodunu da çok formda geçirmediler. Slovakya ve İngiltere maçlarında mağlup olup, İtalya ve Macaristan’ı ise yendiler. Elemelerde de aynı grupta oldukları Polonya onları çok iyi tanıyor ve aralarında oynayacakları maç grubun liderini belirleyecektir. Hakim görüşün aksine, bu grupta Almanya’nın liderliği çok rahat alabileceğini düşünmüyorum.


KUZEY İRLANDA

Elemelerde Yunanistan’ın birinci torbadan girdiği ve grubu Faroe Adaları’nın bile arkasında sonuncu tamamladığı C grubunu lider bitirerek geldiler. İlk beş maçta aldıkları dört galibiyetin ardından idare ederek liderliklerini korumuşlar. Tarihlerinde ilk kez bu şampiyonaya katılıyorlar. En büyük özellikleri ise duran toplardaki etkinlikleri; eleme grubunda attıkları gollerin yarısından çoğu (16’da 9’u)  duran toptan gelmiş.

İdeal 11: McGovern – McNair, McAuley, J. Evans, Cathcart – Ward, Davis, Baird, C. Evans, Dallas – Lafferty

Yaptıkları dört hazırlık maçında yenilgileri yok. Zaten fiziksel olarak üst düzey bir takım ve kolay kolay mağlup olmuyorlar (son 14 maçta bir kez yenilmişler). İskoçya dışındaki tüm Ada takımlarının Avrupa Şampiyonası’na katılma hakkı kazandığını görüyoruz. Bu da bana kalırsa İngiliz Premier Ligi’nin etkisini gösteriyor. Almanya dışındaki üç takım birbirine yakın gözüküyor ancak turnuva tecrübelerinin olmaması Kuzey İrlanda’yı bir adım geride tutuyor diyebiliriz.

POLONYA

Eleme grubunda da Almanya ile mücadele etmiş, Panzerler'in bir puan arkasında kalarak ikinci olup doğrudan katılmışlardı. Daha önce üç defa Avrupa Şampiyonası'na katıldılar ancak henüz galibiyetleri yok. Bu kez şeytanın bacağını kırmak isteyecekler. Genel itibariyle çok gol atan ve çok gol yiyen bir takım görüntüsü çiziyorlar. On maçta tam 33 gol atmışlar (tabi bunların 15'i zayıf Cebelitarık'a karşı).

İdeal 11: Fabianski - Piszczek, Glik, Pazdan, Wawryzniak - Maczynski, Krychowiak - Milik,
Grosicki, Blaszczykowski - Lewandowski

Hazırlık periyodunda son olarak Hollanda ve Litvanya ile karşılaştılar ancak iki maçtan da galibiyet çıkaramadılar. Gruptaki rakiplerinin hepsi zorlu, eğer tarihlerinde ilk kez Avrupa Şampiyonası'nda grup aşamasını aşmak istiyorlarsa, Polonya'nın fiziksel mücadeleye dayalı futbol tarzları olan Kuzey İrlanda ve Ukrayna'ya karşı gerekli mücadele seviyesine ulaşmak zorundalar.

UKRAYNA

Elemelerde C grubunda İspanya ve Slovakya'nın ardından üçüncü oldular, play-off’ta da Slovenya'yı saf dışı bırakarak turnuvaya katılmaya hak kazandılar. Bu, eleme oynayarak katıldıkları ilk Avrupa Şampiyonası olacak. Daha önce ise 2012'de ev sahibi olarak turnuvada boy göstermişlerdi. Aslında grubun son maçında liderliği garantilemiş ve yedek ağırlıklı kadro ile maça çıkmış olan İspanya'dan kendi evlerinde puan alabilmiş olsalardı, bizim yerimize, en iyi üçüncü kontenjanıyla turnuvaya doğrudan katılacaklardı. Ancak neyse ki İspanya deplasmanda kazandı :)

İdeal 11: Pyatov - Fedetsky, Rakitsky, Kucher, Shevchuk - Stepanenko, Garmash - Yarmolenko, Rotan, Konoplyanka - Kravets 

Hazırlık periyodunda rahat gol atıp, rahat gol yiyen bir görüntü çizmelerine karşın son dört maçlarını da kazandılar. Turnuvaya formda geldiklerini söyleyebiliriz. Bu grupta Kuzey İrlanda, Polonya ve Ukrayna arasında oynanacak tüm maçlar zaten kıran kırana geçecektir. Lakin bu takımların Almanya karşısında gösterecekleri performans sıralamayı belirleyecek.


D GRUBU


TÜRKİYE
HIRVATİSTAN
ÇEK CUMHURİYETİ
İSPANYA
T.D.
Fatih Terim
Ante Čačić
Pavel Vrba
Vicente del Bosque
1.        
Volkan Babacan (Medipol Başakşehir)
Danijel Subasic (Monaco)
Petr Cech
(Arsenal)
Iker Casillas
(Porto)
2.        
Onur Recep Kıvrak (Trabzonspor)
Lovre Kalinic
(Hajduk Split)
Tomas Koubek (Slovan Liberec)
David De Gea (Manchester Utd.)
3.        
Harun Tekin (Bursaspor)
Ivan Vargic
(Rijeka)
Tomas Vaclik (Basel)
Sergio Rico
(Sevilla)
4.        
Gökhan Gönül
(Fenerbahçe)
Darijo Srna
(Shaktar Donetsk)
Gebre Selassie (Werder Bremen)
Sergio Ramos
(Real Madrid)
5.        
Şener Özbayraklı
(Fenerbahçe)
Vedran Corluka
(Lok. Moskova)
Roman Hubnik (Viktoria Plzen)
Gerard Pique (Barcelona)
6.        
Mehmet Topal (Fenerbahçe)
Domagoj Vida (Dinamo Kiev)
Pavel Kaderabek (Hoffenheim)
Jordi Alba (Barcelona)
7.        
Caner Erkin
(Inter)
Ivan Strinic
(Napoli)
Michal Kadlec (Sparta Prag)
Marc Bartra
(Borussia Dortmund)
8.        
Hakan Kadir Balta
(Galatasaray)
Gordon Schildenfeld (Dinamo Zagreb)
David Limbersky (Viktoria Plzen)
Mikel San Jose (Athletic Bilbao)
9.        
Semih Kaya (Galatasaray)
Sime Vrsaljko (Sassuolo)
Daniel Pudil
(Shef. Wednesday)
Juanfran
(Atletico Madrid)
10.    
İsmail Köybaşı (Beşiktaş)
Tin Jedvaj
(Bayer Leverkusen)
Tomas Sivok (Bursaspor)
Hector Bellerin (Arsenal)
11.    
Ahmet Yılmaz Çalık (Gençlerbirliği)
Luka Modric
(Real Madrid)
Marek Suchy (Basel)
Cesar Azpilicueta (Chelsea)
12.    
Selçuk İnan (Galatasaray)
Mateo Kovacic
(Real Madrid)
Borek Dockal
(Sparta Prag)
Bruno
(Villarreal)
13.    
Emre Mor
(Borussia Dortmund)
Ivan Perisic
(Inter)
Ladislav Krejci
(Sparta Prag)
Sergio Busquets (Barcelona)
14.    
Ozan Tufan
(Fenerbahçe)
Marcelo Brozovic (Inter)
Josef Sural
(Sparta Prag)
Andres Iniesta (Barcelona)
15.    
Volkan Şen (Fenerbahçe)
Ivan Rakitic (Barcelona)
Daniel Kolar (Viktoria Plzen)
Thiago Alcantara (Bayern Munich)
16.    
Oğuzhan Özyakup
(Beşiktaş)
Milan Badelj (Fiorentina)
David Pavelka (Kasımpaşa)
David Silva (Manchester City)
17.    
Olcay Şahan
(Beşiktaş)
Marko Rog
(Dinamo Zagreb)
Jaroslav Plasil (Bordeaux)
Pedro
(Chelsea)
18.    
Hakan Çalhanoğlu (Bayer Leverkusen)
Ante Coric
(Dinamo Zagreb)
Tomas Rosicky (Arsenal)
Cesc Fabregas (Chelsea)
19.    
Nuri Şahin
(Borussia Dortmund)
Mario Mandzukic (Juventus)
Jiri Skalak (Brighton & Hove Albion)
Koke
(Atletico Madrid)
20.    
Arda Turan (Barcelona)
Nikola Kalinic (Fiorentina)
Vladimir Darida (Hertha Berlin)
Nolito (Celta Vigo)
21.    
Burak Yılmaz
(Beijing Guoan)
Andrej Kramaric (Hoffenheim)
Tomas Necid (Bursaspor)
Aritz Aduriz
(Athletic Bilbao)
22.    
Cenk Tosun (Beşiktaş)
Marko Pjaca (Dinamo Zagreb)
Milan Skoda
(Slavia Prag)
Lucas Vazquez
(Real Madrid)
23.    
Yunus Mallı
(Mainz 05)
Duje Cop
(Malaga)
David Lafata
(Sparta Prag)
Alvaro Morata (Juventus)

TÜRKİYE

Bizim eleme grubu maceramızı anlatmaya gerek olmadığı kanaatindeyim. Nitekim her birimiz bu süreci zaten heyecanla ve yakinen takip ettik. Fatih Terim’in kadro seçimi hakkında birçok yorum ve eleştiri yapıldı. Özellikle savunma hattındaki tercihleri sorgulandı. Bana kalırsa bu eleştiriler çok haksız da değil. Savunmada bu kadar sıkıntı yaşarken Bundesliga’nın en iyi stoperlerinden biri olarak gösterilen ve Dortmund’un kaybettiği Hummels yerine kadrosuna katmak için uğraştığı Ömer Toprak’ın bu kadroda saha dışı sebeplerle olmaması normal değildir. Fatih Terim bu tarz krizleri çözmesi gereken tecrübe ve ağırlıkta bir isim. Ancak en nihayetinde kadromuzda stoper olarak sol bekten evirilmiş Hakan Balta, ön liberodan evirilmiş Mehmet Topal, tecrübesiz Ahmet Çalık ve formsuz Semih Kaya bulunuyor. Bu tabloda Ömer Toprak ve Ersan Gülüm’ün değerlendirilmemesini eleştirmek herkesin en doğal hakkıdır. Örneğin Hakan’ın sakatlanması, Topal’ın da kart cezalısı olması durumunda bir çeyrek final maçına çıkacak olursak tandemimizi Ahmet Çalık ve Semih mi oluşturacak? Bana kalırsa Terim burada hata yaptı ancak umarım şansımız yaver gider.

İdeal 11: Volkan – Gökhan, Topal, Hakan Balta, Caner – Ozan, Selçuk, Oğuzhan – Arda, Burak, Çalhanoğlu

Hazırlık maçlarında İngiltere, Karadağ ve Slovenya ile oynadık. Açıkçası en formda dönemimizi geçirmiyoruz, bu maçlarda pek tat da vermedik. Ancak Türkiye turnuvaları seven bir takım. Tek handikapımız, turnuvalarda genellikle geç açılıyor olmamız. Bu kez ilk maçtan itibaren iyi başlamamız lazım çünkü ikinci maç İspanya ile ve Çek Cumhuriyeti maçına sıfır puanla çıkmak çok riskli olacaktır, yani eve erken dönmek istemiyorsak turnuvaya iyi başlamalıyız. Açıkçası en kuvvetli grupta olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz ve işimiz hiç kolay olmayacak. Ancak her ne olursa olsun biz bitti demeden bitmez.

HIRVATİSTAN

Avrupa Şampiyonaları’nın gediklisi ülkelerden, yalnızca 2000 yılında pas geçmişler. Elemelerde H grubunda 20 puan toplayarak İtalya’nın ardından ikinci olarak turnuvaya katıldılar. İsim isim bakıldığında gerçekten çok iyi bir kadroları bulunuyor. İlk maçta Damalılar ile karşı karşıya geleceğiz. Bana kalırsa bu maçtan çıkacak sonuç da grubun kaderini belirleyecek. Daha önce iki defa çeyrek final görmeyi başardılar, birinde yarı finalin kapısından döndüler J Bu kez daha ileriye gitmek istiyorlar ve bunun için gerekli yıldızlara sahipler.

İdeal 11: Subasic – Srna, Corluka, Vida, Strinic – Modric, Badelj – Perisic, Rakitic, Pjaca – Mandzukic

Hazırlık periyodundaki maç seçimlerini çok garip buldum. Turnuvadan önceki son sınavlarını ilginç bir şekilde Moldova ve San Marino karşısında vermeyi tercih etmişler. Doğal olarak iki maçı da kazandılar, hatta San Marino’yu 10-0’la geçtiler. Ancak ben bu stratejilerini çok yanlış buldum. Şampiyona’nın en zor grubunda mücadele edecek bir takımın son hazırlıklarını formaliteden yapması onlara olumlu dönmeyecektir. Umarım ilk maçta onları sağlam bir şoka uğratırız.

ÇEK CUMHURİYETİ

Elemelerde de aynı grupta mücadele ettiğimiz rakibimiz. Bizim grubumuzu lider tamamlamışlardı. Gerçekten en ilginç eleme grubu bizimkiydi diyebiliriz. Turnuvaya üç takımı direkt gönderen bu grupta Hollanda gibi bir ekol evine döndü. Çekler de Baros’lu, Rosicky’li (evet hala kadroda), Koller’li altın jenerasyonlarının ardından ilk kez bu kadar özgüvenli geliyorlar. Aslında kadrolarında üst seviye liglerde oynayan pek oyuncuları yok ancak iyi bir takım oldular. Yine de bana kalırsa bu grupta potansiyeli en düşük takım.
İdeal 11: Cech – Kaderabek, Sivok, Kadlec, Limberski – Darida, Pavelka – Dockal, Rosicky, Krejci – Lafata
Onlar da bizim gibi turnuvadan önce üç hazırlık maçı yaptılar. Son maçta Güney Kore’ye yenilmişler. Çok disiplinli ve birbirinin eksikliklerini kapatan bir takım. Bu gruptan çıkmak istiyorlarsa da sarılacakları en sağlam dal bu. Ancak fikstür olarak da şanssızlar, bana kalırsa gruptan çıkmaları çok zor.

İSPANYA

Bu turnuvanın son iki şampiyonu. Arada da dünya kupasını kazanmışlardı, yani son döneme damga vurmuş bir milli takım. Ancak geçtiğimiz iki yılda Puyol, Xavi, Xabi Alonso, Torres ve Villa gibi çok önemli oyuncular yaşlandı ve milli takıma birer birer veda ettiler. Son dünya kupasındaysa henüz grup aşamasında elenmişlerdi, yani bir geçiş sürecinde olduklarını söyleyebiliriz. Tabii ki yine de şampiyonanın en büyük Almanya ve Fransa ile birlikte favorilerinden.

İdeal 11: Casillas – Juanfran, Ramos, Pique, Alba – Iniesta, Busquets, Thiago – Silva, Morata, Pedro

Son hazırlık maçlarında sürpriz şekilde Gürcistan’a kaybettiler. En büyük sıkıntıyı forvette yaşıyorlar, Morata sakatlıktan yeni çıktı ve en önemli alternatifi 35 yaşındaki Aduriz. Bu noktada Del Bosque’nin Diego Costa tercihi tartışılabilir ancak dünya kupasında Costa ile takımın kan uyuşmazlığı yaşadığını da hatırlıyoruz. İlk maçta Çekler ile oynamaları bence onlar adına avantaj. Galibiyetle başlayarak turnuvaya özgüvenle devam edeceklerdir.


E GRUBU


BELÇİKA
İTALYA
İRLANDA CUM.
İSVEÇ
T.D.
Marc Wilmots
Antonio Conte
Martin O’Neill
Erik Hamrén
1.        
Thibaut Courtois (Chelsea)
Gianluigi Buffon (Juventus)
Shay Given
(Stoke)
Andreas Isaksson (Kasimpasa)
2.        
Simon Mignolet (Liverpool)
 Federico Marchetti (Lazio)
Darren Randolph (West Ham)
Robin Olsen (Kopenhag)
3.        
Jean-Francois Gillet (Mechelen)
Salvatore Sirigu (Paris Saint Germain)
Keiren Westwood (Shef. Wednesday)
Patrik Carlgren (AIK)
4.        
Toby Alderweireld
(Tottenham)
Andrea Barzagli
(Juventus)
Seamus Coleman (Everton)
Ludwig Augustinsson (Kopenhag)
5.        
Jan Vertonghen (Tottenham)
Leonardo Bonucci
(Juventus)
Cyrus Christie (Derby)
Erik Johansson (Copenhagen)
6.        
Laurent Ciman (Montreal Impact)
Giorgio Chiellini (Juventus)
Ciaran Clark
(Aston Villa)
Pontus Jansson (Torino)
7.        
Jason Denayer (Galatasaray)
Angelo Ogbonna (West Ham United)
Richard Keogh (Derby)
Victor Lindelof (Benfica)
8.        
Jordan Lukaku (Oostende)
Matteo Darmian (Manchester United)
Shane Duffy (Blackburn)
Andreas Granqvist (Krasnodar)
9.        
Thomas Meunier (Club Brugge)
Mattia De Sciglio (Milan)
John O’Shea (Sunderland)
Mikael Lustig (Celtic)
10.    
Thomas Vermaelen (Barcelona)
Daniele De Rossi
(Roma)
Stephen Ward (Burnley)
Martin Olsson (Norwich)
11.    
Christian Kabasele (Genk)
Alessandro Florenzi (Roma)
Robbie Brady (Norwich)
Jimmy Durmaz (Olympiakos)
12.    
Marouane Fellaini (Manchester United)
Emanuele Giaccherini (Bologna)
Jeff Hendrick (Derby)
Albin Ekdal (Hamburg)
13.    
Kevin De Bruyne (Manchester City)
Thiago Motta
(Paris Saint Germain)
Wes Hoolahan (Norwich)
Oscar Hiljemark (Palermo)
14.    
Eden Hazard (Chelsea)
Antonio Candreva
(Lazio)
Aiden McGeady (Everton)
Sebastian Larsson (Sunderland)
15.    
Radja Nainggolan (Roma)
Marco Parolo
(Lazio)
James McClean (West Brom)
Pontus Wernbloom (CSKA Moskova)
16.    
Axel Witsel
(Zenit)
Stefano Sturaro (Juventus)
James McCarthy (Everton)
Erkan Zengin (Trabzonspor)
17.    
Mousa Dembele (Tottenham)
Federico Bernardeschi (Fiorentina)
David Meyler
(Hull)
Oscar Lewicki (Malmo)
18.    
Michy Batshuayi (Marsilya)
Citadin Martins Eder (Inter)
Stephen Quinn (Reading)
Emil Forsberg (Leipzig)
19.    
Christian Benteke
(Liverpool)
Ciro Immobile (Torino)
Glenn Whelan (Stoke)
Kim Kallstrom (Grasshoppers)
20.    
Divock Origi (Liverpool)
Lorenzo Insigne (Napoli)
Robbie Keane
(LA Galaxy)
Marcus Berg (Panathinaikos)
21.    
Yannick Carrasco (Atletico Madrid)
Graziano Pelle (Southampton)
Shane Long (Southampton)
John Guidetti (Celta Vigo)
22.    
Romelu Lukaku (Everton)
Simone Zaza (Juventus)
Daryl Murphy (Ipswich)
Emir Kujovic (Norrkoping)
23.    
Dries Mertens (Napoli)
Stephan El Shaarawy (Roma)
Jonathan Walters (Stoke)
Zlatan Ibrahimovic (PSG)

BELÇİKA

2000'den sonra 15 yılın ardından, yakaladıkları altın jenerasyon ile yine Fransa'da Avrupa Şampiyonası'nda tekrar boy gösterecekler ve favorilerden birisi olarak değerlendiriliyorlar. Çünkü gerçekten potansiyeli çok yüksek ve dinamik bir takımları var. Elemelerde de B grubunu lider tamamlayarak doğrudan katılma hakkı kazandılar. 2014 Dünya Kupası bu genç takımın başarılı olamadığı ama turnuva tecrübesi kazandığı bir basamak oldu. Artık kupalar için iddialılar. Aradan geçen iki senede birçok oyuncuları üzerine koydu ve çoğu Avrupa'nın önemli takımlarında forma giyiyor.

İdeal 11: Courtois - Alderweireld, Denayer, Vermaelen, Vertonghen - Naiggolan, Witsel - Hazard, De Bruyne, Mertens - Lukaku

En önemli eksikleri kaptan Kompany. Sezon boyunca birçok defa sakatlık yaşayan Kompany bu turnuvayı da sakatlığı sebebiyle kaçıracak. Onun yerinde bu sezon yakından tanıma fırsatı bulduğumuz genç Denayer'i izleyeceğiz. İki kuzey ülkesi ile hazırlık maçı oynadılar, Finlandiya ile berabera kalırken Norveç'i yendiler. İtalya'nın vasat jenerasyonunu geçerek grupta lider olmayı hedefliyorlar. Bana kalırsa bu grubu lider bitirmeleri de oldukça olası.

İTALYA

Açıkçası bu şampiyonanın her zaman ağır toplarından biri olan Gök Mavililer'i bu kez favoriler arasında saymamız mümkün değil. İyi bir kadroları olduğunu düşünmüyorum. Ancak 2012'de de onlardan beklenti benzer şekilde düşük olmasına rağmen Prandelli yönetiminde final oynamışlardı. Elemelerde de Hırvatistan ve Norveç'in bulunduğu gruptan namağlup lider çıktıklarını belirtmemiz gerekir. Yani İtalyanlar yine her an her şeyi yapabilir. 

İdeal 11: Buffon - Barzagli, Bonucci, Chiellini - Darmian, Florenzi, De Rossi, Giaccherini, Candreva - Pelle, Zaza

Conte elemelerde klasik 3-5-2 sistemlerini devam ettirerek başarılı olmuştu. Bunu turnuvada da bozmayacaktır. Hazırlık maçlarında ise onlar da Belçika'nın yenemediği Finlandiya ile oynamış ve kazanmış. İskoçya'yı da mağlup etmişler. Belçika ile bu grubun liderliği için savaşacaklar.

İRLANDA CUMHURİYETİ

Elemelerde D grubunda Almanya ve Polonya'nın ardından üçüncü olmuşlardı. Play-off'ta Bosna Hersek'i geçerek turnuvaya katılma hakkı kazandılar. Bu, onların üst üste katıldığı ikinci Avrupa Şampiyonası olacak. Ancak 2012'de üç maçta üç mağlubiyet alarak sıfır puanla Ada'ya dönmüşlerdi. Bu kez aynı senaryoyu yaşamak istemiyorlar.

İdeal 11: Given - Coleman, Keogh, O'Shea, Ward - Whelan, Gibson - McGeady, Hendrick, McClean - Long

Avrupa Şampiyonası'nda oynadıkları son dört maçta dört mağlubiyetle tersten bir rekoru ellerinde tutuyorlar. Bu ters rekora bir son vermek için oynayacakları ilk maçta İsveç'e yenilmemek zorundalar. Bu maçtan alacakları sonuç turnuvadaki kaderlerini de tayin edecek. Çünkü burdan sıfır puanla çıkarlarsa son iki maçta İtalya ve Belçika karşısında işleri zor.

İSVEÇ

Turnuvaya play-off oynayarak gelmiş olan bir başka takım. Elemelerde G grubunu Avusturya ve Rusya'nın ardından üçüncü bitirip, Danimarka'yı saf dışı bırakarak şampiyonaya katılma hakkı kazandılar. En büyük silahları her zaman olduğu gibi İbrahimoviç. Kendi deyimiyle yıllandıkça güzelleşen bir şarap gibi, yaşlandıkça daha da iyi oluyor. İsveç'in bu turnuvaya katılmasında en önemli pay sahibi.

İdeal 11: Isaksson - Lustig, Granqvist, Johansson, Olsson - Larsson, Kallstörm, Lewicki, Jimmy Durmaz - Berg, Ibrahimoviç

Kadrolarında Isaksson, Jimmy, Erkan Zengin ve Kujoviç gibi tanıdık isimler bulunuyor. Kasımpaşa'da tüm sezonu yedek geçiren Isaksson kalede hala birinci tercih. Hazırlık periyodunda Slovenya ile berabere kaldıktan sonra Galler'i rahat geçtiler. Ibrahimoviç liderliğinde en azından İrlanda'yı altlarına alarak turnuvaya devam etmek isteyeceklerdir.


F GRUBU


AVUSTURYA
MACARİSTAN
İZLANDA
PORTEKİZ
T.D.
Marcel Koller
Bernd Storck
Lars Lagerbäck / Heimir Hallgrímsson
Fernando Santos
1.        
Robert Almer (Austria Wien)
Gabor Kiraly (Haladas)
Hannes Halldorsson (Bodo/Glimt)
Rui Patrício (Sporting CP)
2.        
Heinz Lindner (Eintracht Frankfurt)
Denes Dibusz (Ferencvaros)
Ogmundur Kristinsson (Hammarby)
Anthony Lopes (Lyon)
3.        
Ramazan Ozcan (Ingolstadt)
Peter Gulacsi (Leipzig)
Ingvar Jonsson (Sandefjord)
Eduardo
(Dínamo Zagreb)
4.        
Aleksandar Dragovic (Dinamo Kiev)
Attila Fiola
(Puskas Akademia)
Ari Skulason
(OB)
Vieirinha (Wolfsburg)
5.        
Christian Fuchs (Leicester City)
Barnabas Bese
(MTK)
Hordur Magnusson (Cesena)
Cédric (Southampton)
6.        
Martin Hinteregger (Borussia Monchengladbach)
Roland Juhasz (Videoton)
Hjortur Hermannsson
(PSV Eindhoven)
Raphael Guerreiro (Lorient)
7.        
Florian Klein (Stuttgart)
Richard Guzmics (Wisla Krakow)
Ragnar Sigurdsson (Krasnodar)
Pepe
(Real Madrid)
8.        
Sebastian Prodl (Watford)
Adam Lang (Videoton)
Kari Arnason (Malmo)
Ricardo Carvalho (Monaco)
9.        
Markus Suttner (Ingolstadt)
Tamas Kadar
(Lech Poznan)
Sverrir Ingi Ingason (Lokeren)
Bruno Alves (Fenerbahçe)
10.    
Kevin Wimmer (Tottenham Hotspur)
Mihaly Korhut (Debrecen)
Birkir Sævarsson (Hammarby)
José Fonte (Southampton)
11.    
David Alaba
(Bayern Munih)
Adam Pinter (Ferencvaros)
Haukur Heidar Hauksson (AIK)
Eliseu
(Benfica)
12.    
Marko Arnautovic (Stoke City)
Gergo Lovrencsics (Lech Poznan)
Emil Hallfredsson (Udinese)
William Carvalho (Sporting CP)
13.    
Julian Baumgartlinger (Mainz)
Laszlo Kleinheisler (Werder Bremen)
 Arnor Ingvi Traustason (Norrkoping)
João Moutinho (Monaco)
14.    
Martin Harnik (Stuttgart)
Akos Elek
(Diosgyor)
Gylfi Sigurdsson (Swansea)
Danilo Pereira (Porto)
15.    
Stefan Ilsanker (Leipzig)
Zoltan Gera (Ferencvaros)
Aron Gunnarsson (Cardiff)
Renato Sanches
(Bayern Munih)
16.    
Jakob Jantscher (Luzern)
 Adam Nagy (Ferencvaros)
Theodor Elmar Bjarnason (AGF)
Adrien Silva (Sporting CP)
17.    
Zlatko Junuzovic (Werder Bremen)
Zoltan Stieber (Nürnberg)
Birkir Bjarnason (Basel)
André Gomes (Valencia)
18.    
Marcel Sabitzer (Leipzig)
Balazs Dzsudzsak (Bursaspor)
Johann Gudmundsson (Charlton)
João Mário (Sporting CP)
19.    
Alessandro Schopf (Schalke)
Adam Szalai (Hannover 96)
Eidur Gudjohnsen (Molde)
Rafa Silva
(Braga)
20.    
Valentino Lazaro (Salzburg)
Krisztian Nemeth
(El-Gharafa)
Runar Mar Sigurjonsson (Sundsvall)
Ricardo Quaresma (Beşiktaş)
21.    
Lukas Hinterseer (Ingolstadt)
Nemanja Nikolic (Legia Varşova)
Kolbeinn Sigthorsson (Nantes)
Nani
(Fenerbahçe)
22.    
Rubin Okotie
(1860 Munich)
Tamas Priskin (Slovan Bratislava)
Alfred Finnbogason (Augsburg)
Éder
(Lille)
23.    
Marc Janko
(Basel)
Daniel Böde (Ferencvaros)
Jon Dadi Bodvarsson (Kaiserslautern)
Cristiano Ronaldo (Real Madrid)

AVUSTURYA

Daha önce sadece ev sahipliğini yaptıkları 2008’deki şampiyonaya katılabilmişlerdi. Bu, eleme oynayarak katıldıkları ilk Avrupa Şampiyonası olacak. Elemelerde sıra dışı bir performans göstererek ilk maçta İsveç ile berabere kaldıktan sonra üst üste dokuz maç kazanarak 28 puanla G grubunu lider bitirdiler. Zayıf bir grupta olduklarını da söyleyemeyiz, nitekim G grubundan üç takım turnuvaya katılma hakkı kazandı. 

İdeal 11: Almer – Klein, Prödl, Dragovic, Fuchs – Baumgartlinger, Alaba – Harnik, Junuzovic, Arnautovic – Janko

En önemli oyuncuları Bayern Münih’li Alaba. Ancak onlar İsveç örneğinde olduğu gibi tek star oyuncunun etrafında kurulmuş bir takım değil. Mart ayında oynadığımız hazırlık maçında onları mağlup etmeyi başarmıştık ancak özellikle ilk yarıda çok zorlanmış ve yedek kalecileri Ramazan Özcan’ın hatalarını değerlendirerek üstünlük sağlamıştık. Zor gol yiyen bir takımlar ancak son iki hazırlık maçlarında bu özelliklerini gösteremediler; Malta’dan gol yiyip, Hollanda’ya 2-0 yenildiler. Bence bu grup da her sonuca açık bir görüntüde. Macaristan belki bir seviye altta kalıyor ama Avusturya, İzlanda ve Portekiz arasındaki maçlarda her türlü sonuç çıkabilir.

MACARİSTAN

Tam 44 yıl sonra Avrupa Şampiyonası’nda boy gösterecekler. Onlar da Yunanistan’ın grubunda mücadele etmişlerdi. Bana kalırsa F grubu bizim eleme grubumuz ile birlikte elemelerin en ilginç grubuydu. Orada 16 puanla üçüncü olup play-off’ta Norveç’i elemeyi başardılar. Aslında çok iyi bir grafikle geldiklerini söyleyemeyiz, rakiplerinin zayıflığını iyi değerlendirerek turnuvaya katılmayı başardılar.

İdeal 11: Kiraly – Fiola, Juhasz, Lang, Kadar – Nagy, Elek, Kleinheisler – Pinter, Szalai, Dzsudzsak

Yakın tarihlere kadar turnuvalara katılmak için bir arada mücadele veren Avusturya ve Macaristan ayrıldıktan sonra böyle bir büyük turnuvada aynı gruba düştüler. Bu açıdan keyifli olduğunu düşünüyorum. Macaristan turnuvadan önce oynadığı üç hazırlık maçında da kazanamadı. Bana kalırsa bu grubun en zayıf takımı konumundalar ve şampiyonaya katılmış olmanın tadını çıkaracaklar.

İZLANDA

Kuzey ekibi, tarihinde ilk defa büyük bir turnuvaya katılıyor. Bu başarı sürecini en yakından izleme fırsatı olanlardan biri de biziz çünkü bizim grubumuzda, grubu uzun süre lider götürdükten sonra ikinci bitirerek turnuvaya doğrudan katılma hakkı kazandılar. Fizik güçlerinin ve takım olgularının ne kadar üst seviyede olduğunu her maç görme fırsatı bulduk. Turnuvaya katılmayı garantiledikleri son maçta dahi, Konya’da son saniyeye kadar müthiş bir mücadele verdiler ancak Selçuk’un tarihi frikiğine mağlup oldular. Gazozuna bile olsa her maçta böyle mücadele etmek zorundalar, çünkü onların tek ihtimali bu. Dolayısıyla bu turnuvada da var oldukları her an oyunun içinde kalacak ve sonuna kadar mücadele edeceklerdir.

İdeal 11: Halldorsson – Saevarsson, Ingason, Sigurdsson, Skulason – Gudmundsson, Sigurdsson, Gunnarsson, Bjarnason – Finnbogason, Sigthorsson   

Gerçekten bütün oyuncuları fiziksel olarak üst seviyede ve birbiri ile oynamaya alışmış bir takım. Adeta tek bir beyin ile yönetiliyormuşçasına birlikte hareket ediyorlar. Bu bakımdan özellikle Portekiz karşısında bir sürpriz yapabileceklerini düşünüyorum. Bireysel yeteneklerin ön planda olduğu ve fiziksel mücadelede başarısız olan Portekiz’in İzlanda’yı aşması için yıldızlarının çok ekstra oynaması gerekiyor. Hazırlık bölümünü iki maçla geçerken Norveç’ yenilip, zayıf Liechtenstein’ı rahat geçmişler. Bana kalırsa ilk turnuvaları olmasına rağmen bu gruptan çıkacaklardır.

PORTEKİZ

Elemelerde (5 takımlı) I grubunu 21 puanla lider bitirerek geldiler. İlk maçta Arnavutluk karşısında aldıkları mağlubiyetin ardından kalan 7 maçın tümünü kazandılar. Bu şampiyonanın gediklisi bir takım ve çok tecrübeli yıldız oyunculara sahipler. Hücum hattında Ronaldo ve Quaresma çok formda ancak her zaman olduğu gibi net bir santraforları yok. Stoper bölgesinde ise çağırılan oyuncuların yaş ortalaması 35. Ön ve arka alandaki bu dengesizlik onlara özellikle İzlanda maçında sıkıntı yaratacaktır.

İdeal 11: Rui Patricio – Vierinha, Alves, Pepe, Eliseu – Adrien Gomes, Moutinho, Veloso – Nani, Ronaldo, Quaresma

İlk maçtan alacakları skor bana kalırsa onların turnuvadaki yerini belirleyecek. Çünkü az önce bahsettiğim gibi yapı itibariyle İzlanda onlara çok ters gelebilecek bir takım, burada bir mağlubiyet ile başlayıp diğer tarafta Avusturya da Macaristan’ı yenerse bir anda grup liderliği hayalleri suya düşer ve erken turlarda evlerine dönebilirler. Oynadıkları iki hazırlık maçında İngiltere’ye yenilirken, Quaresma’nın adeta şov yaptığı maçta Estonya’yı yedi golle geçtiler. Bu grupta Macaristan’a şans vermiyorum ancak Portekiz burada zannedildiği kadar favori değil.


30 Mayıs 2016 Pazartesi

OMUZ OMUZA!

“- Dudağımı kim patlattı?
  - Geçen hafta sen de bana dirsek atmıştın.
  - Omzum çürüdü ne biçim vuruyorsun?
  - Üstümüze neden uçuyorsun manyak mısın?
  - Bana geçen sene kafa atmıştın ona say.”

Hep derler ya, tribün ortamı başkadır diye, başkadır hakikaten. Askerlik gibidir aslında. İçinde bulunmayana anlamsız gelir, bir kere yaşayan da anlata anlata bitiremez. Hepimiz ilk gittiğimiz maçın skorunu hatırlıyoruz üzerinden yıllar da geçmiş olsa.

Yan koltuğunda oturduğun, hiç tanımadığın gencin, abinin, amcanın, kankası, kardeşi, oğlu olman takımının attığı bir gole bağlıdır. Öyle içten öyle coşkuyla sarılırsın ki, umrunda olmaz kim olduğu yanındakinin. Bir daha da hayatın boyunca görmezsin büyük ihtimalle. O kişileri bir kez daha gördüğünde ise ortaya böyle bir yazı ve anlatılacak tonla hikaye çıkıyor.



Ne zaman tanıştık, ne zaman samimi olduk, hiçbirimiz hatırlamıyoruz ama o koltukları satın aldığımızdan bugüne birbirimizin hayatının akışına hakimiz. Kimimiz liseden mezun oldu, üniversiteye girdi, kimimiz üniversiteyi bitirip meslek sahibi oldu, kimimiz her maça beraber geldiği kız arkadaşından ayrıldı, askere gitti, askerken bile maça geldi, İstiklal Marşı’nda istemsizce selam durdu, kimimiz evlendi, kimimizin de çocuğu oldu. Dün ne yediğini hatırlamayan bu insanlar, eminim ki biraz düşünüp hangisinin ne zaman olduğunu hatırlayacaktır. Takvime bakarak değil ama, fikstüre bakarak.

6 yıl önce, arkadaşlarıyla yan yana kombine bilet alan, apayrı yaş kuşaklarındaki 4 farklı insan grubu, şimdi neredeyse her gün diyalog halindeler. Gol sevinciyle, pozisyon kritikleri yaparak, üzüntüsünü, sevincini, heyecanını, öfkesini, coşkusunu paylaşarak, bugün maça gidip gitmeyeceğini, birbirlerinin durumuna göre karar verir oldular. Hatta birbirlerini kandırıp, Madrid’e bile gittiler maç izlemeye.

- Dudağımı kim patlattı?
- Geçen hafta sen de bana dirsek atmıştın.
- Omzum çürüdü ne biçim vuruyorsun?
- Üstümüze neden uçuyorsun manyak mısın?
- Bana geçen sene kafa atmıştın ona say.

Bu soruları soran insanlar, ilk bakıldığında kavgadan çıkmış gibi görünse de, kritik bir galibiyetin ardından yaşanan klasiklarden biri ve genelde bunun sorulduğu kişi de benim. Tek ortak noktaları aynı takımı tutmaları olup, es kaza birbirinin yanına denk gelen bu insanların, birbirini bu kadar hırpalamalarını bile gülerek anacak hale gelmelerini izah etmek için de, tek bir alıntı yeterli sanırım;

 “Futbol asla sadece futbol değildir” 
                                    Bill Shankley.

Aslında bir tane daha var:

“Futbol çok enteresan oyun” 

                                   Ömer Üründül.

29 Mayıs 2016 Pazar

Jan Olde Riekerink

Galatasaray, tarihinin en kötü sezonlarından birini geçiriyordu. Sezona üç kupalı hoca Hamzaoğlu ile başlanmış ancak önce transfer sezonundaki tutum, sonrasında istikrarsız oyun ve sonuçlara bir de yönetim ile idari anlaşmazlıklar eklenince henüz Kasım ayındayken, Hamzaoğlu görevden alınmıştı. Bir önceki sezona benzer şekilde, yeni bir hoca gelene kadar yaklaşık üç hafta boyunca takım efsane kaleci antrenörü Taffarel’e emanet edildi.

Kasım ayının sonunda ise tecrübeli Mustafa Denizli ile anlaşılmıştı. Herkes bu hamleden çok umutlu gözüküyordu, çünkü Denizli bu tarz kriz anlarından daha önce başarıyla çıkabilmiş bir isimdi ve geldiği ilk günlerde de kendinde duyduğu bu özgüven ile iddialı açıklamalar yapmaktan kaçınmıyordu. Gerçekler ise hiç öyle olmadı. Denizli Galatasaray’ın başında 22 maça çıktı ve bunlardan yalnızca on birini kazanabildi. Bu 11 galibiyetin de 7 tanesi Kastamonuspor, Karşıyaka gibi alt lig kulüplerine karşı Türkiye Kupası’nda alınan galibiyetlerdi. Takım skor alamadığı gibi, Hamzaoğlu döneminde başarılı olduğu hücum gücünü de kaybetmiş gözüküyordu. Kısacası Denizli krizdeki Galatasaray’a ilaç olamadığı gibi düşüşte olan takımın adeta dibe vurmasına sebep olmuştu.

Bu esnada Denizli’yi de acımasızca eleştirmek haksız olabilir. Çünkü imza attığı dönemde Galatasaray henüz gelmesi muhtemel olan ancak sezon sonunda açıklanması beklenen UEFA cezası ile karşılaşmamıştı. Muhtemelen Özbek yönetimi ona ara transferde önemli bir bütçe vaadetti ve Denizli de bu doğrultuda planlar yaptı. Hatta ilk haftalarda takımdaki birçok oyuncuyu isim vermeden ağır şekilde eleştirmiş ve ara transferde bir temizliğe gideceğinin sinyallerini vermişti. Ancak UEFA’nın yaptırımını erken açıklamasıyla tabi ki her şey alt üst oldu. Galatasaray 1 yıl süre ile UEFA organizasyonlarından men edilmiş ve maaş bütçesi de 65 milyon € ile sınırlanmıştı. Bu şartlar altında transfer yapmak tabi ki oldukça zorlaşmıştı ve Denizli birkaç hafta önce sert bir dille eleştirdiği ve “budayacağını” söylediği oyuncu grubuyla devam etmek zorunda kalmıştı. Üstüne üstlük en çok güvendiği oyunculardan Burak Yılmaz da kaybedilmişti. Yapılan Donk ve Linnes transferleri ise kimin sorumluluğunda bilmiyorum ama bu hamlelerin facia niteliğinde olduğundan daha önce de bahsetmiştim. Sonuç olarak Denizli’nin son Galatasaray döneminde bu faktörler de etkili oldu.

Denizli gittikten sonra ise tablo iyiden iyiye karanlığa bürünmüştü. Lig ve Avrupa kaybedilmiş, daha 7 ay önce üç kupalı sıfatı ile pohpohlanan oyuncuların özgüveni paramparça olmuştu. Taraftar takımdan umudunu tamamen kesmiş, en büyük tepkisini ise Galatasaray tarihinin en basiretsiz yönetimine gösteriyordu. Bu beceriksiz yönetim kadrosu Denizli sonrası süreci de aslında yönetemedi. Öncelikle takımı alt yaş kategorileri antrenörü Orhan Atik’e emanet ettiler. Ancak Orhan Hoca’nın lisansı, A takımda en fazla üç maç çalışabilmesine izin veriyordu. Bu üç haftalık süreçte Bülent Ünder ve Bülent Korkmaz’a sezon sonuna dek sürecek sözleşmeler önerilmiş ancak ret cevapları ile karşı karşıya kalınmıştı. Bu sırada takım kan kaybetmeye devam etmiş, ligde ilk beşin dışında kalarak Avrupa’dan bir değil iki sene uzak kalmak tehlikesi ile burun buruna gelmişti. Evet, bu yönetim gerçekten de Galatasaray tarihindeki en beceriksiz ve en iş bilmez yönetimdi. Ancak bir gerçek var ki bir o kadar da şanslıydılar.

Şanslarından ilki, önceki yönetimden miras aldıkları Ergin Ataman’dı. Bütçesini 6 milyon $’a düşürdükleri basketbol takımı sezonu özellikle Avrupa’da başarılarla geçiriyor ve – tabiri caizse –taraftarın gazını alıyordu. Basketbol takımı Eurocup’ta yarı finale yükselirken, başkan Özbek’in bir sonraki sene basketbol bütçesini yarıya indireceklerini durduk yere kamuoyuna açıklaması adeta bu yönetime yakışacak bir hataydı. Ancak buna rağmen Galatasaray Odeabank Eurocup’ı kazandı, Türk basketbolunda bugüne kadar alınmış en büyük kupayı ülkeye getirdi ve yönetime nefes aldırdı.

Diğer şansları ise, aslında bu yazının asıl konusu olan, Jan Olde Riekerink’ti. Yukarıda bahsettiğim kapkaranlık tabloda; yönetim, takım, taraftar darmadağın olmuşken; sezonun beşinci teknik direktörü olarak  geldiği Galatasaray’ı adeta uçurumun kıyısından aldı ve kulübün geleceğini kurtaran adam oldu.




Peki kimdi bu süper kahraman Jan Olde Riekerink?

53 yaşındaki Hollandalı hoca aslında tam da Galatasaray’ın geleceğini kurtarmak için, Galatasaray Futbol Akademisi’nin patronu olmak üzere kulübe getirilmişti. Ancak tabi ki kimse kulübün geleceğini bu şekilde kurtaracağını tahmin edemezdi. Olde Riekerink kimdir diye küçük bir araştırma yaptım ve cevabı şu şekilde özetleyebilirim:

Ajax alt yapısından çıktıktan sonra 8 yıllık başarısız futbolculuk kariyerini otuzlarının başında sonlandırıyor ve 39 yaşındayken Belçika’nın Gent takımında teknik direktörlük kariyerine start veriyor. O sezonu vasat ama kötü de olmayan bir şekilde 8. sırada tamamlıyorlar. Takip eden sezonda ise takım yine 8. sırada seyrederken Kasım ayında görevine son veriliyor. Hemen ardından ülkesine dönüyor ve ikinci lig takımlarından Emmen’in başına geçerek 1,5 yıl da orada görev yapıyor. İlk sezonunu yine 8. sırada tamamlasa da takip eden 2004/2005 sezonunda 19 takımlı Hollanda ikinci liginde 30 puan toplayabiliyorlar ve Emmen sonuncu olarak küme düşüyor. Bu, Olde Riekerink’in Mart 2016’ya dek yaşadığı son teknik direktörlük deneyimi oluyor. 2005/2006 sezonunda Porto’nun Hollandalı teknik direktörü Adriaanse’nin ekibine katılıyor ve antrenör olarak bir Portekiz şampiyonluğu yaşıyor. 2006’dan günümüze kadar ise, asıl başarıyı yakaladığı alt yaş kategorilerinde çalışıyor.

Galatasaray ile Jan Olde Riekerink’in yolları nasıl kesişti?

Hollandalı hoca, Porto’dan ayrılıktan sonra 2007 yazında Ajax Akademisi’nin başına geçti ve dört sezon boyunca Ajax, Hollanda ve Dünya futboluna birçok oyuncu kazandırdı. Onun yönettiği akademiden yetişen oyunculardan bazıları şunlardı: Sneijder, Suarez, van der Vaart, de Jong, Heitinga, Eriksen, Emanuelson, Alderweireld, van der Wiel.

Kariyerinin en başarılı yıllarının Ajax yılları olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak basındaki söylentilere göre Cruyff ile yaşadığı fikir ayrılıkları sebebiyle 2011 yılında Ajax Akademisi’ndeki görevinden de ayrıldı. Sonraki durağı ise ilginç bir tercih olmuş; Çin. Son yıllarda futbola büyük yatırım yapan Çin, altyapı hamlelerini de Olde Riekerink yönetiminde yapmak istemiş. Hoca, dört sezon boyunca da Çin’de genç milli takımların yöneticiliği yaptıktan sonra Mart 2016’da Sneijder’in önerisiyle Galatasaray Futbol Akademisi’nin başına getirildi.

Galatasaray’ı kurtarmayı nasıl başardı?

Yukarıda anlattığım gibi çok olağanüstü şartlarda kendisini bir anda Galatasaray’ın başında buldu. Ancak Mart ayının ortasında, sezonun bitmesine iki ay kalmışken, her yönüyle dibi boylamış bir kulüpte aldığı bu göreve, yalnızca idareten sezonu bitirecek bir caretaker menajer olarak değil, camianın tam da ihtiyacı olduğu şekilde çalışkan, hırslı ve özgüvenli bir lider olarak yaklaştı. Öncelikle oyuncularla arasındaki bağı samimi bir şekilde kurarak takıma özgüven aşıladı. Daha sonra ilk on birde istikrar yakalamaya çalıştı ve doğru sistemde ısrar etti. Bu doğrultuda teknik ekip ve oyuncu kadrosu arasındaki ilişkileri tamir ederek takıma yeniden – bölüm bölüm de olsa – iyi futbol oynatmaya başladı. Özellikle kaybedilmiş olmasına rağmen, sezonu şampiyonlukla tamamlayan ve sezonun açık ara en iyi futbolunu ortaya koyan Beşiktaş’a karşı oynanan güzel futbol hocaya olan güveni de arttırdı.

Denizli ile sekizinciliğe kadar düşmüş olan takım sakar teper de olsa ilk beş yarışına tekrar tutundu. Son beş haftada 10 puan topladı ancak Başakşehir ve Osmanlı hata yapmayınca UEFA cezasını çekme hakkını kazanmak için elde yalnızca Fenerbahçe ile oynanacak Türkiye Kupası finalinin kazanılması şansı kaldı. Ya ezeli rakibe karşı kupa kazanılacak ya da uçurumdan aşağı düşülecekti. Olde Riekerink, böyle bir ortamda takımını olabilecek en iyi şekilde motive etti ve yarım saatlik iyi oyunla kupayı kazanmayı başardı. Belki akademiden genç yıldızlar yetiştirerek değil ama UEFA cezasını bir yılda tutarak kulübün geleceğini kurtarmış oldu.

Akademinin başına mı dönmeli yoksa yeni teknik direktör olarak devam mı etmeli?

Gelinen noktada, berbat geçen bir sezonu kupa ile bitiren, UEFA cezasının katmerinden kurtulan  ve Jan Olde Riekerink’i gerçekten seven bir takım bulunuyor. Yani macera aramaya gerek olmadan bu ambiyans ile devam etmek, ilk bakışta kulağa iyi bir fikirmiş gibi geliyor olabilir. Ancak teselli ödülü minvalinde gelen bu Türkiye Kupası’nın gazı ile yapılacak bu hamle büyük bir hayal kırıklığı ile sonuçlanabilir. Çünkü bu karakterli ve yürekli adam, geçtiğimiz iki buçuk ay boyunca başarılı bir kriz yönetimi yapmış olabilir ancak Galatasaray’ın şu anda ihtiyacı olan bundan çok daha fazlası. Rasyonel ve akılcı bir planlama ile mevcut oyuncuların performanslarını maksimize edebilecek bir tecrübeye ihtiyaç var. Yukarıdaki verilere de bakarsak daha önce yaz kampı geçirdiği tek takımla küme düşen ve bu konuda pek tecrübesi ve başarısı bulunmayan bir teknik adam Jan Olde Riekerink.

Olde Riekerink’in bu başarısını 2007/2008 sezonunda Kalli’nin ayrılmasının ardından son altı hafta takımın başına geçen ve sezonu şampiyonlukla bitiren Cevat Güler Hoca’ya benzetebiliriz. O dönem Cevat Hoca ile devam etmemek doğru tercihti ancak şampiyonluğun getirdiği rüzgar ile takımda yapılması gereken yeni planlama ve hamleleri yapmamak pahalıya mal olmuştu. Bugün bu iki hataya da düşülmemeli. Bahsettiğim meziyetlere sahip bir teknik adam liderliğinde yeni bir planlama ile sezona girilmeli; Jan Olde Riekerink’e ise bu sezon sonu için teşekkür edilmeli ve akademideki görevine devam etmeli.

Futbol Akademisi yalnızca Olde Riekerink ile kurtulur mu?


Bu, Jan Olde Riekerink ilk kez geldiğinde de bahsettiğim bir konuydu. Hoca Galatasaray’a, alt yapıya yeni bir vizyon kazandırmak üzere yapılmış bir planlamanın sonucu olarak gelmedi. Bana kalırsa yapılan hamle göz boyamaktan başka bir şey değildi. Uzun yıllardır hiçbir yatırım yapılmayan, yurt içi ve yurt dışında oyuncu taramasının olmadığı, eski futbolcuların teknik adamlık tecrübe etmek için kullandığı; son 15 yılda ancak bir elin parmakları kadar üst düzey oyuncu çıkarabilmiş bir organizasyon yalnızca başına bir kişinin getirilmesiyle verimli hale getirilemez. Yani Olde Riekerink’in yalnız başına alt yapının başına yollanmasına da gönlüm el vermiyor açıkçası. O yüzden umarım yeni bir planlama, teknik kadro ve 18-19 yaşındaki oyuncuların a takıma yükselmesi sırasında geçişi kolaylaştırabilecek yeni projelerle alt yapıya uzun yıllar hizmet eder. Ancak bu yönetimin tüm bu projeleri gerçekleştirebilmesi bana kalırsa bir hayalden ibaret.

20 Mayıs 2016 Cuma

it's in the game: Sözleşmesi Bitenler

it's in the game: Sözleşmesi Bitenler: Üç büyüklerin kadrolarında görmek isteyebileceği ve sezon sonunda bonservislerini eline alacak oyuncuların bir listesini yaptım. Bakalım Ey...

19 Mayıs 2016 Perşembe

Sözleşmesi Bitenler

Üç büyüklerin kadrolarında görmek isteyebileceği ve sezon sonunda bonservislerini eline alacak oyuncuların bir listesini yaptım. Bakalım Eylül ayına dek bu isimlerden Türkiye’ye gelen olacak mı?

·         Martín Cáceres
Juventus’un Uruguaylı defans oyuncusu. 29 yaşında, yani Türkiye ligini tercih etmeyi düşünebileceği yıllara gelmiş. Bu sezon İtalya Ligi’ni zirvede bitiren Juve’de pek forma şansı bulamamış; lig ve kupada toplam 9 maçta oynayabilmiş. Aynı şekilde bir önceki sezonda da 14 maçta forma şansı bulmuş. Juventus gibi sezonda 50+ müsabaka oynayan bir takımın oyuncusu için bunlar çok düşük rakamlar. Az forma şansı bulmasının asıl sebebi performansı değil, geçirdiği sakatlıklar. Bu sezon sakatlıkları sebebiyle kaçırdığı maç sayısı 33!
Üç büyük kulübün de stoper rotasyonlarında problemler bulunduğundan, sağlıklı bir Caceres her üç takımda da önemli katkılar verebilecek bir oyuncu. Özellikle Uruguay milli takımında uzun süredir Muslera birlikte oynadıkları düşünüldüğünde Galatasaray için bir fırsat transferi olabilir. Ancak sonuçta iki sezondur sakatlıktan başını kaldıramamış bir oyuncu, bir dizi sağlık testine sokmadan transfer etmek büyük bir hata haline dönebilir.

·         Miguel Veloso
Dinamo Kiev’in 30 yaşındaki Portekizli orta saha oyuncusu. 2012’de Genoa’dan transfer edildikten sonra senede 30 maç ortalamayla oynamış, istikrarlı bir oyuncu. Kiev ile biri bu sezon olmak üzere iki de şampiyonluk yaşadı. Ayrıca Portekiz milli takımına düzenli olarak çağırılıyor ve forma giyiyor. Tip olarak Emre Belözoğlu’na benzettiğim bir oyuncudur. Orta sahada kalıplı bir oyuncu olmamasına karşın terinin son damlasına kadar savaşır. Toplu oyunda da etkili olabilen, pas oyununa rahatlıkla ayak uydurabilecek bir isim. Aslında ondan beklentiler Avrupa’nın daha büyük kulüplerinde oynamasıydı ancak bunu gerçekleştiremedi.
Dört sezondur Ukrayna gibi sert bir ligde, Kiev gibi şampiyonluk baskısının olduğu bir takımda istikrarlı olarak oynuyor. Bu sebeple özellikle Galatasaray ve Fenerbahçe kadrolarında çok büyük bir etki gösterecektir. Yaşı itibariyle de artık Türkiye’yi tercih edebilecek bir konumda olduğunu düşünüyorum. Aslında orta sahasında çok büyük sıkıntılar yaşayan Galatasaray için kaçırılmaması gereken bir fırsat ancak Veloso’nun Avrupa kupalarından men edilmiş ve maaş bütçesinde üst sınır bulunan Galatasaray’a transferi bence büyük sürpriz olur. Fenerbahçe fırsatı değerlendirirse bu sezon Diego ve Souza ile kapatamadığı iki yönlü orta saha açığını Veloso ile doldurup rahatça arkasına yaslanabilir.

·         Fernando Torres
Bu sezon Atletico’nun Milan’dan kiralık olarak oynattığı 32 yaşındaki İspanyol yıldız. Martinez’in Çin’e satılmasından sonra takımın birinci forveti haline geldi, Simeone ona 43 maçta forma vermiş, o da 12 gol 5 asistlik katkı yapmış. Bu doğrultuda Atletico’nun, Milan ile sözleşmesi biten bu oyuncusuyla kontrat yaparak devam etmesi hiç de küçük bir ihtimal değil. Ancak Simeone’nin elinde Griezmann gibi bir yıldız ve Correa ile Vietto gibi genç, potansiyelli forvet oyuncuları bulunuyor. Ayrıca Villareal’e kiralanan Leo Baptistao da (eğer satın alma opsiyonu kullanılmazsa) geri dönecek. Atletico’nun Simeone sonrası yönetiliş şeklini düşündüğümüzde 32 yaşındaki Torres ile kontrat yaparak devam etmeleri benim için büyük sürpriz olur.
Yine üç büyüklerin üçünün de transfere ihtiyaç duyduğu bir bölge. Tabii Beşiktaş Gomez’i takımda tutabilirse böyle bir transfere gerek kalmaz. Ancak Fenerbahçe’nin de ihtiyacı olan forvet tipi Torres ile örtüşmüyor. Zaten Van Persie gibi pahalı ve yaşlı bir star varken bir benzerini yüksek maliyetle getirmeyi deneyeceklerini sanmıyorum, hele ki aldıkları son İspanyol forvet düşünülürse. Galatasaray’ın da Torres’in ismine harcayacak parası olduğunu düşünmüyorum. Bana kalırsa Torres ABD futbol ligi takımlarından birine transfer olacak.

·         David Villa
Bir başka İspanyol yıldız forvet. Artık 34 yaşında ve geçtiğimiz sezon Avrupa kariyerini sonlandırarak New York City’nin yolunu tuttu. Bence bu saatten sonra Doğu Avrupa’ya dönmesi imkansız. Amerika’da devam edecektir. Ancak 1 Temmuz itibariyle o da boşta.

·         Gregory van der Wiel
28 yaşındaki Hollandalı sağ bek oyuncusu. Etkileyici Ajax kariyerinin ardından elit bir sağ bek olarak büyük takımlarda yıldızlaşması bekleniyordu. Transfer olduğu PSG’de dört yıldır ortalama 35 maçta oynadı. Yaptığı gol ve asist katkısı da bir bek oyuncusu için gayet ideal. Ancak Fransa liginde PSG’nin hegemonyasını hesaba kattığımızda bu rakamlar elit takımlarda devam edebilmesi için çok da yeterli değil. Çünkü özellikle Şampiyonlar Ligi üst turlarında ve güçlü rakipler karşısında iyi performanslar gösteremedi. Bu sebeple PSG’nin onunla devam edeceğini zannetmiyorum.
Beşiktaş ve Galatasaray için sağ bekte sınıf atlatacak bir transfer olur. Nitekim iki takımda da bu bölgeden beklenen verim alınamıyor. Ancak Wiel çok maliyetli bir oyuncu. Galatasaray için zaten çok savruk bir harcama olacaktır ama Beşiktaş Şampiyonar Ligi’ni düşünerek şansını deneyebilir. Fenerbahçe’nin ise sağ bek ihtiyacı yok. Yine de van der Wiel’in Türkiye’ye transferi bence pek mümkün değil.

·         Felipe Pardo
Olimpiakos’un 25 yaşındaki Kolombiyalı kanat oyuncusu. Yıldızı Braga’da parlamış bir oyuncu. Fiziksel olarak kuvvetli ve skora etki eden tarzda bir yapısı var. Ancak istikrarsız ve tek yönlü bir hücum silahıdır. Olimpiakos’ta 31 maçta oynayıp 8 gol 7 de asist yapmış. Kötü rakamlar değil ancak oyun tarzı bakımından üç büyüklerde iş yapabilecek bir oyuncu olduğunu düşünmüyorum.

·         Roman Neustädter
Schalke 04’te dört sezondur forma giyen 1.90 boyunda, 28 yaşındaki Rus stoper ve ön libero. Dört sezondur Schalke gibi Almanya’nın iddialı ekiplerinden birinde harika bir istikrar ile sezonda ortalama 40 maç oynayan bir oyuncu. 28 yaşında olmasına rağmen müthiş tecrübeli bir isim. Schalke bu 4 sezonun üçünde Şampiyonlar Ligi’nde en iyi 16 takım arasına kaldı ve Roman bu maçların tümünde 90 dakika oynadı. Geçtiğimiz sezona dek onu sıklıkla ön libero pozisyonunda izledik. Hatta 2012-2013 sezonunda Galatasaray’a elendikleri iki maçta da ön liberoda görev yapmıştı. Pozisyon bilgisi ve sertlik yönünden üst düzey bir oyuncu olsa da topa hükmeden bir takımda orta saha oynarken çabuk olmaması ve şut tehdidi bulunmaması sebebiyle çok da verimli olması beklenemez. Ancak bu sezonun neredeyse tamamında stoperde oynadı ve bence kendini buldu.
Fellik fellik stoper arayan üç büyüklerin kapısında yatması gereken bir oyuncu. Beşiktaş’ta Rhodolfo ve Fenerbahçe’de Kjaer ile benzer yönleri çoğunlukta olduğundan onlar daha farklı özellikte stoperlere yönelebilir tabii ki ancak Galatasaray için adeta aranan kan diyebiliriz. Roman’ı bonservis ödemeksizin transfer edip takımına kazandıran takım bana kalırsa defansını sağlama almış demektir. Ancak onu en verimli yaşlarında Türkiye’ye getirmek için önemli bir yıllık ücretin gözden çıkarılması gerektiği kesin.

·         Riccardo Montolivo
Yıldızı Fiorentina’da parlayan ve son dört yıldır Milan’da oynayıp kaptanlığa yükselmiş olan 31 yaşındaki İtalyan orta saha oyuncusu. Gerçekten çok dengeli ve tecrübeli bir oyuncu. Onu İtalyan orta sahalar arasında Pirlo ekolünü benimsemiş bir futbolcu olarak tanımlayabiliriz. Bu sebeple yanında fiziksel potansiyeli üst düzey ve argoda ‘ciğersiz’ olarak tanımlayabileceğimiz bir partneri bulunmadığında iyi yönlerinden çok defoları ile karşılaşabileceğiniz tipte bir orta saha oyuncusu. Türkiye ligine uyum sağlaması bence zor gözüküyor. Ancak Milan’da kazandığı paraları bu saatten sonra Batı Avrupa’da yakalaması zor. Bu sebeple Türkiye onun ilgisini çekiyor olabilir.

·         Havard Nordtveit
2011’de Borussia Mönchengladbach birinci takımına yükselen ve 5 yıldır orta sahada düzenli olarak forma giyen 25 yaşındaki Alman oyuncu. Aslında bu oyuncunun artık Türkiye’ye bedelsiz olarak transfer olma ihtimali yok çünkü Bilic’li West Ham ona çoktan imza attırdı. Ancak yine de listeye yazmak istedim çünkü özellikle de Galatasaray, Nordveit’e imza attıramayarak arayıp da bulamayacağı bir fırsatı kaçırmıştır. Bu yaşında böyle bir tecrübe sahibi ve aynı zamanda tam da takımın orta sahadaki ihtiyacı olan tipteki yapısıyla Galatasaray için bulunmaz bir Hint kumaşıydı. Belki de teklif yapılmış ancak Nordtveit Avrupa’da olmayan bir Galatasaray’ı tercih etmemiştir, bu da olası. Fakat eğer gözden kaçırıldıysa gerçekten büyük bir idari hatadır.

·         Junior Hoilett
Dört sezondur QPR’da forma giyen 25 yaşındaki Jamaika asıllı Kanadalı oyuncu. Özellikle 2011-2012 sezonunda Blackburn’de gösterdiği 7 gol 7 asistlik performansla dikkat çekmişti. O yıllarda sol bekte de değerlendiriliyordu ancak QPR’da çoğunlukla sol kanadın hücum bölgelerinde kullanıldı. QPR’ın Premiere Lig’de oynadığı sezonlarda daha az forma şansı bulmuş olsa da sezonda ortalama 30 maç ve üzerinde oynuyor. Atletik özellikleriyle ön plana çıkan bir oyuncudur. Üç büyüklerde ilk on bir oyuncusu olarak katkı vermesi bana kalırsa kolay değil ancak rotasyonu kuvvetlendirmek adına düşünebilecek bir isim. Yaşı itibariyle de gelişime açık bir futbolcu. “Kanadalı adamdan futbolcu mu olur” diyenler varsa da referans olarak göstereceğim isim Atiba olur. Fiziksel özellikleriyle ön plana çıktığı için ligimize uygun bir futbolcu olduğunu düşünüyorum.

·         Sofiane Feghouli
Valencia’nın 26 yaşındaki Cezayirli yıldız oyuncusu. Geçtiğimiz yaz Fenerbahçe’nin onu transfer etmek için uzun süre uğraştığını biliyoruz. Ancak kulüpler anlaşamayınca Fenerbahçe Markoviç’i kiralamayı tercih etmişti. Şimdi ise Markoviç’ten verim alınamadı ve muhtemelen Liverpool’a dönecek ve Feghouli de Valencia ile sözleşme uzatmadı ve sezon sonu serbest kalacak. Yani her şey bu transferin gerçekleşmesi için müsait gözüküyor. Bonservisi elinde olacağından Türkiye’ye gelmek için oldukça yüksek bir yıllık ücret talep edecektir. Fenerbahçe ya da diğer büyük kulüpler bunu ödemeyi göze alırsa önemli bir yıldızı ideal bir yaşta kadrosuna katmış olur. Tek soru işareti ise bu sezon yaşadığı sakatlık ve sezon sonu kadro dışı bırakılması sebebiyle çok maç kaçırmış olması.

·         Leandro Damiao
Bu sezonu Real Betis’de geçiren 26 yaşındaki Brezilyalı forvet oyuncusu. Özellikle çok genç yaşlarda Internacional’de gösterdiği performansla Avrupa kulüplerinin takibine girmişti. Ancak her geçen sezon performansı biraz daha düştü. Bu sezon bedelsiz olarak transfer olduğu Betis’de ise sadece üç maça çıktı ve gol atamadı. Çok yüksek gol rakamları zaten hiçbir zaman olmadı ama pivot santrafor olarak nitelendirdiğimiz tanıma uyduğu ve Brezilyalı olduğu için ondan beklentiler hep yüksekti. Garanti ücretin minimumda tutularak performansa dayalı bir sözleşme yapılması halinde bir fırsat transferi olabilir. Ancak İspanya gibi pasa dayalı ve akışkan oyunun oynandığı bir ligde bile performans veremeyen bir forvetin Türkiye’de pek de etkili olabileceğini düşünmüyorum.

·         Darijo Srna
Shakhtar Donetsk’in 34 yaşındaki Hırvat kaptanı. 2003’ten bu yana Ukrayna’da Lucescu ile birlikte kazanılmadık kupa bırakmadı. Gerek kulüp takımı gerek milli takım tecrübesi inanılmaz. Ukrayna gibi bir ligde sert zemin ve savunma takımlara karşı oynamasına rağmen tam bir asist makinası. Ligimize gelirse Cicinho’nun Sivas’ta yaptığı etkiyi üç büyüklerde yapabileceğini tahmin ediyorum. İnanılmaz istikrarlı bir oyuncu olduğundan Türkiye’de en az iki sezon daha katkı verebileceğini düşünüyorum. 34 yaşında Avrupa’da çok iyi bir sözleşme bulamayacağı aşikar, iç savaş sebebiyle Ukrayna’ya veda etmesi de büyük bir ihtimal. Yani eğer Arap yarımadası, ABD veya Çin liglerini tercih etmek için birkaç yıl daha beklemek niyetindeyse Türkiye onun için cazip olabilir.

·         Tom Huddlestone
Üç sezondur Hull City’de forma giyen 29 yaşındaki İngiliz defansif orta saha oyuncusu. Uzun boyu ve güçlü fiziği ile etkili olan bir futbolcudur. Bir dönem Tottenham’da yakaladığı form ile İngiltere milli takımına kadar yükselmişti ancak o seviyelerde tutunamadı ve son 5 yıldır alt seviyelerde oynuyor. Özellikle Galatasaray’da defansif orta saha bölgesi bomboş olduğu için o rotasyonda değerlendirilmek üzere düşünülebilir. Ancak İngiliz futbolcuların ada dışına çıkmayı pek tercih etmediği ve çıksa da başarılı olamadığını biliyoruz.

·         Gaston Ramirez
Geçtiğimiz sezonlarda Galatasaray ile adı anılmış olan 25 yaşındaki Uruguaylı orta saha oyuncusu. Özellikle 2012 yılında İtalya’da yaptığı çıkış ile isminden söz ettirdi ve büyük beklentilerle Premier Lig’e transfer oldu. Ancak orada dönemsel olarak formsuzluk ve sakatlıklar sebebiyle düzenli olarak forma giyemedi ve beklenen patlamayı yapamadı. Ancak hala 25 yaşında olduğunu da unutmamak gerek, gelişime hala açık ve hala Uruguay milli takımının bir mensubu. Üç büyüklerde patlama yapmaya müsait bir oyuncu olduğunu düşünüyorum ancak Beşiktaş’ın bir ofansif orta sahaya ihtiyacı yok. Galatasaray Sneijder’e sahip ve elinde Bilal ile Çolak varken, hem de diğer pozisyonlarda çok daha acil ihtiyaçları varken bu pozisyona para harcamamalı. Fenerbahçe ise Diego ile yollarını ayıracak gibi gözüküyor. Salih Uçan ile birlikte Ramirez o bölgede çok ekstra katkılar verme potansiyeline sahip.

·         Mathieu Flamini
Arsenal’in 32 yaşındaki defansif orta saha oyuncusu. İlk Arsenal döneminde bir çıkış yapmış ve Milan’a transfer olmuştu. Ancak o günden sonra sürekli sakatlıklar yaşadı ve bir türlü form tutturamadı. Yaşı da artık iyice ilerledi. Bana kalırsa artık üst seviyede verim vermesi pek de mümkün değil. Büyük oranda performansa dayalı bir sözleşmeye ikna olmadığı takdirde uzak durulması gerektiğini düşünüyorum.

·         Facundo Roncaglia
Fiorentina’nın 29 yaşındaki Arjantinli stoperi. 2012 yılında Boca Juniors’tan transfer olduğu İtalyan ekibinde dört sezondur istikrarlı olarak forma giyen ve Fiorentina’nın son iki sezonda yaptığı çıkışta önemli katkısı bulunan bir oyuncu. Arjantin milli takımında da forma giymiş bir isim. İtalya bir stoperin tecrübe kazanmak için oynamak isteyebileceği ilk liglerden biridir. Bu sebeple Türkiye’de de katkı verebileceğini düşünüyorum. Ancak Galatasaray ve Beşiktaş’ta Chedjou, (eğer kalırsa) Marcelo gibi benzer tipte defans oyuncuları zaten var. Bu sebeple Fenerbahçe için değerlendirilmesi gereken bir futbolcu.

·         Daniel Agger
Bir başka tecrübeli stoper oyuncusu. İki sezondur alt yapısından yetiştiği Brondby’de forma giyiyor ancak biz onu 2006’da transfer olduktan sonra sekiz yıl formasını giydiği Liverpool’dan tanıyoruz. Özellikle İngiltere’deki ilk yıllarında oldukça iyi performanslar gösteriyordu. 2008 yılında ilk büyük sakatlığını yaşadı ve o sezon neredeyse hiç oynamadı, daha sonra tam da tekrardan formunu yakalamaya çalışırken 2010’da yeniden sakatlandı ve o sezonda da çok az maçta oynayabildi. Bu sakatlıktan da döndü ancak artık eski formundan çok uzaktı. İki sezondur ise ülkesinde forma giyiyor ve açıkçası ne durumda olduğunu hiçbirimiz bilmiyoruz. Bana kalırsa transferi, Türk takımlarının almaması gereken bir risk olur.

·         Oleksandr Gladkiy
Shakhtar Donetsk’in 28 yaşındaki Ukraynalı forvet oyuncusu. Uzun boyu ve pivot özellikleriyle ön plana çıkan ve oynamasının yanında etrafındaki hücumcuları da oynatan yapıda bir forvettir. Ukraynalı oyuncuların ülke dışında genellikle adaptasyon problemleri yaşadığını biliyoruz ancak Gladkiy çalışkanlığı ile olmasa bile çevresindeki hücumculara pozisyon yaratmasıyla Türkiye liginde Elmander’in yarattığa benzer bir etki yaratabilir. Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Shakhtar’ın Fenerbahçe’yi 3-0 mağlup ettiği maçta da iyi oynamış ve bir de gol atmıştı. Beşiktaş’ın forvet ihtiyacı gözükmüyor ancak bence hem Fenerbahçe hem de Galatasaray onu transfer etmek için çabalamalı.

·         Cristian Zapata
On bir yıldır Avrupa’da oynayan 29 yaşındaki Kolombiyalı stoper. 2005 yılında gittiği Udinese’de altı yıl boyunca üst düzey bir performans göstererek Villareal’e transfer oldu. Ancak bir yıl sonra İtalya’ya döndü ve üç sezondur Milan forması giyiyor. Ancak form düzeyi oldukça düşük ve performansı istikrarsız. Bana kalırsa bir stoper olarak hiç de ideal bir oyuncu değil. Takımın en arkasında oynayacak oyuncu diğer arkadaşlarına ve tribünlere güven vermelidir. Eğer bu güveni aşılayabilirse sırf o atmosfer bile rakip forvetleri etkisi altına alabilir. Bu açıdan Zapata’nın güven verebilecek bir stoper olduğunu düşünmüyorum.

·         Hatem Ben Arfa
17 yaşından itibaren üst seviyede oynayan ve çok daha büyük bir yıldız olması beklenen bir oyuncuydu. Ancak disiplinsizliği sebebiyle takım takım dolaştı ve artık 29 yaşına geldi. Yine de öyle büyük bir yeteneği var ki hala adı Barcelona gibi kulüplerle anılabiliyor. Türkiye’ye geleceğini zannetmiyorum. Zaten geçtiğimiz günlerde 15 önemli kulübün kendisine talip olduğunu açıklamıştı.

·         Steve Mandanda
Marsilya’nın 31 yaşındaki Fransız kalecisi ve kaptanı. Devre arasında Beşiktaş’a transferi gündeme gelmişti ancak taraflar anlaşamadı ve Beşiktaş Boyko’yu getirdi. Türkiye’de Mandanda’ya ihtiyacı olan bir kulüp olduğunu düşünmüyorum.

·         Nicolas N'Koulou
Yine Marsilya’dan bir oyuncu. 26 yaşındaki Kamerunlu stoperleri. Ligimizde oynayan Chedjou ve Dany ile milli takımda da beraber oynuyor ancak çok da başarılı oldukları söylenemez. Zaten hepsi benzer özelliklere sahip stoperler. Fenerbahçe Kjaer’in yanına monte ederse önemli bir ikili yakalayabilir. Ancak Galatasaray ve Beşiktaş’ın N’Koulou tipinde bir stopere ihtiyacı olmadığı görüşündeyim.

·         Andrija Zivkovic
Partizan’ın 19 yaşındaki yıldız adayı. Hücum bölgesinde her iki kanatta da forma giyebilen sol ayaklı bir yetenek. Sırbistan Ligi’ni takip edemediğimiz için son durumunu bilmiyoruz. Ancak ben onun da bu yaşta Türkiye’ye gelebileceğini düşünmüyorum. Çünkü dünyada birçok kulübün radarında olan bir futbolcu. Muhtemelen İngiltere’nin büyüklerinden biri onun bonservisini alarak onu Hollanda veya Belçika’daki pilot kulüplerine kiralayacaktır.

·         Cheick Diabaté
Bordeaux’nun 28 yaşındaki 1,94’lük Malili forveti. Etkileyici bir fizik gücüne sahip. Teknik kapasitesi ve hızı üç büyüklerin direkt oyuncusu olabilmesi için yeterli değil. Ancak özellikle iç sahada kapalı futbol oynayarak büyük takımların hücum organizasyonlarını felç etme odaklı futbol oynayan bazı Anadolu takımlarıyla oynanacak maçlarda fark yaratabilecek bir oyuncu haline gelebilir. Uygun bir kontrata ikna olması halinde forvet rotasyonunda değerlendirilebilecek bir isim.


12 Mayıs 2016 Perşembe

Teşhis - Tedavi

Geçtiğimiz yılda yapılan sayısız hatanın ardından yeni sezonu planlarken değişmesi gereken ilk grup kulübün idarecileri olmalıdır. Galatasaray yeni sezona mevcut yönetimle girecekse, futbol takımı üzerinde yapılacak değişiklikler pek de bir anlam ifade etmeyecektir. Ancak bu yazıda Galatasaray’ın yönetim probleminden bahsedip yeni gelecek yönetim kadrosunun nasıl oluşturulması gerektiği üzerine konuşmayacağım tabi ki.

Aynı zamanda Mustafa Denizli’nin görevi bırakmasının ardından oluşan kaosta sezonu Jan Olde Riekerink ile bitirme kararı alındı fakat henüz yeni teknik direktörün kim olacağı da meçhul. Bu konuda da değerlendirmeler ve tahminler yapılabilir ama ben bugün bunu da yapmayacağım.

Futbol takımına gelecek olursak (evet bu konudan bahsedeceğim:), öncelikle bir hasar tespiti yapmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Galatasaray futbol A takımı 2016 Mayıs itibariyle 24 oyuncuya sahip. Bunlardan bir tanesi olan Jason Denayer Manchester City’den kiralandı ve sezon sonu muhtemelen takımına dönecek. Aynı şekilde farklı kulüplerde kirada olan dokuz oyuncu bulunuyor (genç Türk oyuncuları hesaba katmadım). Bu sezon Salih Dursun Trabzonspor’da, Sercan Yıldırım ve Jem Paul Karacan Bursaspor’da, Dzemaili Genoa’da, Endogan Adili FC Will’de, Lucas Ontivero Montreal’de, Furkan Özçal Kayserispor’da, Alex Telles Inter’de ve Bruma da Real Sociedad’ta kiralık olarak forma giydi.

Trabzonspor Salih için sezon sonuna dek 1.750 bin €; Bursaspor Sercan için 750 bin € ve Jem için 50 bin €; Montreal Aralık 2016’ya kadar Ontivero için 800 bin €; Inter’in Telles için 1 Temmuz’a kadar 8,5 milyon € ödemeyi kabul etmesi durumunda ve Genoa Dzemaili için bedel ödemeksizin oyuncuların bonservislerini alma opsiyonuna sahip bulunuyor. Sociedad da 30 Nisan’a kadar 7,5 milyon € ödemeyi kabul etmiş olsaydı onlar da Bruma’nın bonservisine sahip olacaktı ancak bu opsiyonu kullanmadılar.

Eğer bir sürpriz olmazsa, Trabzonspor’un satın alma opsiyonunda indirim yaparak Salih’i, Bursaspor’un toplamda 800 bin € ödemeyi kabul ederek Sercan ve Jem’i kadrosuna katacağını düşünüyorum ancak Dzemaili yüksek maaşı sebebiyle sezon sonu Galatasaray’a dönecek gibi gözüküyor. Telles’in durumu ise henüz belli değil. Ayrıca Sabri Sarıoğlu, Hamit Altıntop ve Emre Çolak’ın da sözleşmeleri sona eriyor. Hamit ile ayrılık kesin gibi ama Sabri ve Emre’nin durumları belirsizliğini sürdürüyor. Sonuç olarak Galatasaray’ın mevcut durumda sözleşmesi devam eden 25+3 kişilik bir oyuncu grubu ile 2016 yazına gireceğini söyleyebiliriz. Bu oyunculara bakacak olursak;

KALECİLER          : 
Muslera, Cenk Gönen, Eray İşcan.

STOPERLER         : 
Chedjou, Hakan Balta, Semih, Koray Günter.

SAĞ BEKLER       : 
Martin Linnes, Tarık Çamdal, (Sabri Sarıoğlu).

SOL BEKLER        : 
Lionel Carole, (Alex Telles).

ORTA SAHALAR  : 
Wesley Sneijder, Selçuk İnan, Dzemaili, Ryan Donk, Jose Rodriguez, Bilal Kısa, 
Furkan Özçal, (Emre Çolak).

KANATLAR         : 
Bruma, Yasin Öztekin, Olcan Adın, Sinan Gümüş, Endoğan Adili.

FORVETLER        : 
Lukas Podolski, Umut Bulut, Volkan Pala.

İşte Galatasaray’ın yeni sezon öncesi elinde bulunan malzeme budur. Buraya kadar yorum katmadan, bazı somut gerçekleri yazdım. “Bundan sonra ne yapılmalı ?” sorusunun cevabına gelirsek;

Tabii ki öncelikle getirilecek teknik direktörün oyun anlayışı, inandığı sistem ve çalışmak isteyeceği futbolcular yapılacak transfer hamlelerinde en önemli veriler olarak kullanılmalıdır. Ancak futbolun bazı ortak doğruları ışığında, önümüzdeki senenin kadro mühendisliği adına yapılması gerekenlerin apaçık ortada olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle, günümüz futbolunda bir takımın her mevki için en az iki iyi alternatife sahip olması gerekiyor. Ancak bana kalırsa bundan daha da önemlisi, takımın omurgasını oluşturan mevkilerde sahip olduğunuz oyunculardır. Galatasaray finansal fair play ile uğraştığı bu dönemde çok sayıda veya çok pahalı transferler yapabilecek durumda değil. Bu durumda yapılması gereken en önemli şey, işe takımın omurgasını güçlendirerek başlamak olmalıdır.

Başarıların üst üste kazanıldığı son döneme dönüp bakarsak değişmeyen ya da değişse bile pozitif yönde değişen bölgelerin takımın omurgası olduğunu görebiliriz. Muslera ile başlayan, Ujfa (sonrasında Chedjou) ile devam edip Selçuk-Melo ikilisine Sneijder’in eklenmesiyle fark yaratan ve Elmander, Drogba, Burak Yılmaz gibi forvetler ile taçlanan bir omurga Galatasaray’a dört yılda sayısız kupa kazandırdı. Bu omurganın etrafındaki oyuncular sürekli değişti ama takım kazanmaya devam etti, ta ki bu sezon gelene kadar. Sneijder ve Chedjou’nun sürekli sakatlık problemleri yaşadığı bu sezonda Melo ve Burak da kaybedilince omurgası paramparça edilen takım tabii ki ayakta kalamadı. Burada yapılacak hamle çok net; omurgadaki eksik parçaların yerini yeni ve sağlam parçalar ekleyerek doldurmak.

Ancak yapılması gereken eklemelerden bahsetmeden önce, yukarıdaki listeden eksilecek futbolcuları belirlemek daha sağlıklı olacaktır. Burada, gönderilecek futbolcuları kategorilere ayırmak gerektiğini düşünüyorum.

İlk kategori, her ne olursa olsun gönderilmesi gerekenler:
Öncelikle hazır sözleşmesi de bitiyorken Sabri’ye artık teşekkür etmemiz gerekiyor. Onun dışında Galatasaray’da rotasyona dahi giremeyeceklerinden emin olduğumuz, gelecek adına asla umut vermeyen ve orta yaşlarını aşmış Ryan Donk, Tarık Çamdal, Umut Bulut, Furkan Özçal ve Endoğan Adili ile yolları ayırmamız şart.

İkinci kategori, tecrübe kazanmaları için kiralık olarak gönderilmesi gerekenler:
Burada özellikle Koray Günter ve Jose Rodriguez öne çıkıyor. Her iki oyuncunun da çok iyi kumaşları olduğunu düşünüyorum. Galatasaray ileride bu oyunculardan yararlanabilmek için onları minimum 25-30 maç oynayabilecekleri yarışmacı bir takıma, gerekirse maaşlarını cebinden ödeyerek kiralamalı. Bu kategori için sayacağım üçüncü isim ise Emre Çolak. Önce sözleşmesini uzatıp sonra da -tercihen- yarışan bir Anadolu kulübüne kiralamalıyız. Bir sezon boyunca istikrarlı olarak 25-30 maç oynayan bir Emre çok başka bir seviyede geri dönebilir.

Üçüncü kategori, Çin ya da Arap pazarında değerlendirilmesi gerekenler:
Aslında, ederini bulan oyuncu kesinlikle satılması gerektiğinden, tüm takımı bu kategoriye koyabiliriz. Ancak burada saha içinde bize kayıp olarak dönmeyecek futbolcuları sayacağım. Podolski, Dzemaili, Yasin ve Donk (bu kategoriye de giriyor) burada sayacağım oyuncular. Bu oyuncuların satışı belli bir miktarda bonservis geliri getireceği gibi bizi önemli bir maaş yükünden de kurtaracaktır.

Şimdi son halde elimizde kalan oyunculara bakarsak, kaleci ve sol bek hariç her bölgeye takviye yapmamız gerektiğini düşünüyorum. O yüzden geriye kalan bu bölgeleri ihtiyaç sırasına göre tek tek değerlendireceğim.

1.       ORTA SAHA       : Melo’nun son iki yılında sallanmaya başlayan ve gidişiyle de yerle bir olan bölgemiz. En az iki transfere ihtiyacımız olduğu kesin. Burada Selçuk, Bilal ve Sneijder gibi birbirine benzeyen, toplu oyunda çok iyi, pas oyununu üst seviyede oynayan, uzaktan şut çekebilen ve yaratıcı oyunculara sahibiz. Ancak topsuz oyunda alan kapatacak, pas arası yapacak, takımın hücum~savunma geçişlerini süratlendirebilecek ve özellikle de takımın bu pozisyondaki (hem kuvvet hem de koşu mesafesi olarak) fiziksel açığını kapatabilecek iki iyi oyuncuya ihtiyacı var. Bana kalırsa bu sezon yaşanılan savunma zafiyetinin de en temel sebebi takımın bu eksikliğiydi. Dolayısıyla bu pozisyonu en az iki transferle kuvvetlendirmek Galatasaray için elzem.

2.       FORVET               : Bahsettiğim omurganın son halkası da bu mevki. Galatasaray’ın forvet ihtiyacını zaten anlatmaya gerek olduğunu bile düşünmüyorum. Çünkü niteliği geçtim, nicelik olarak dahi yeterli forvet oyuncumuz yok! Bu sezonu sadece Umut Bulut ile geçirdik ki Umut artık Galatasaray seviyesinin çok altında. Burada daha önce uygulanmış olan ve direkt etki eden ‘Elmander + Necati’ benzeri bir hamle yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bir adet ligi bilen ve ne vereceğini bildiğiniz, bir adet de komple bir forvet oyuncusuna ihtiyaç var. Beşiktaş’ın ‘Gomez + Cenk Tosun’ hamlesini de buna benzetebiliriz. Bunun Türkiye Ligi’nde her zaman tutacak bir formül olduğu düşüncesindeyim. Örneğin Eren Derdiyok (sakatlık durumu kritik tabii) ‘ligi bilen’ kontenjanı için biçilmiş kaftan.

3.       STOPER              : Mevcut stoperlerin yanına kilit bir stoper transferi yapılması şart. Hakan ve Chedjou’nun oyun kurma kabiliyeti, Semih’in sürati zaten mevcut. Bu durumda zayıf karnımız hava topları, pozisyon bilgisi ve istikrar. Bu transfer de bana kalırsa olmazsa olmaz. Bu pozisyonda sahip olduğumuz oyuncuların kalitesiz olmadığını, -tercihen- Kuzey Avrupa ülkelerinden alınacak bir stoperin bu bölgeyi oldukça kuvvetli hale getireceğini düşünüyorum.

4.       SAĞ BEK            : Yaz kampını bizle geçirmiş bir Linnes’in şu ana kadarki performansından çok daha fazlasını vereceğini düşünüyorum. Ancak onu savunmada daha dengeli bir transfer ile rotasyona sokmamız gerekiyor. Yine de en kötü ihtimalle eldeki oyunculardan Semih bu bölgede Linnes’i yedekleyebilecektir.

5.       KANAT                 : Buradaki ihtiyacın Yasin’in Çin veya Arap liglerine pazarlanabilmesi ihtimaline göre değişeceğini düşünüyorum. Bruma ve Sinan birbirini yedekleyebilecek ve potansiyelleri çok yüksek oyuncular. Olcan da tecrübesi ile kanat rotasyonunda katkı verebilecek bir isim. Yine de Galatasaray’ın bu pozisyonda Alper Potuk, Olcay Şahan ve Engin Baytar gibi orta saha özelliklerine de sahip olan ve oyunun savunma tarafında da katkı verebilecek bir oyuncuya ihtiyacı var. Ancak, Emre Çolak’a bu sezon Oğuzhan Özyakup’un yaşadığı ilerlemeyi yaşatabilecek bir teknik adam ile anlaşılması durumunda Emre bu açığı kapatabilecek özelliklere fazlasıyla sahip.


Sonuç olarak en acil ve elzem transfer ihtiyacının orta saha, forvet ve stopere alınacak olan 5 oyuncu olduğunu düşünüyorum. Galatasaray teşhisi doğru koyarak tedaviyi de doğru yapmak zorunda. Yani ne yapıp etmeli, bu beş transferi hata yapmadan bitirmeli. Tabii ki ayrıca transfer edilecek bir sağ bek, bir kanat ve Telles’in ayrılması durumunda bir sol bek de takıma katkı sağlayacak transferler olur ancak bunların çok da hayati ihtiyaçlar olmadığı düşüncesindeyim. Scout ekibi ile ortak olarak yürütülecek bir çalışma ile bahsettiğim beş oyuncu Galatasaray’ın içinde bulunduğu mali darboğaz içinde dahi bulunabilir. Eğer bulunursa da Galatasaray’ı 2017’de tekrar zirveye oynarken görürüz.

20 Ocak 2016 Çarşamba

UEFA SOPASI : FINANCIAL FAIR PLAY

Uzun bir süredir yeni yazı yazamadıktan sonra keyifli bir konu başlığıyla dönmek isterdim ancak ne yazık ki bu mümkün olmadı. Bildiğiniz gibi UEFA resmi internet sitesinden yaptığı açıklama ile denetleme kurulunun Galatasaray dosyasını Kulüp Finansal Kontrol Heyeti’ne göndermeye karar verdiğini bildirdi. Ancak birçoklarımızın kafasındaki soru işareti şu: Peki bu ne anlama geliyor?

Bugün sizlere bu sorunun cevabını vermeye çalışacağım. Bunun soru-cevap şeklinde ilerleyerek daha verimli olacağını düşündüğüm için yazının geri kalanına bu şekilde devam ediyorum.


Finansal Fair Play (FFP) nedir?
FFP UEFA’nın Ekim 2009’a kabul etmiş olduğu, Avrupa kulüplerinin mali yapılarını kontrol altına alarak futbol kulüplerinin büyük borç yüklerinin altına girmelerini ve gelirleriyle orantılı olmayan giderler yapmalarını engellemeyi amaçlayan kurallardır. Aynı zamanda Rus ve Arap sermayesi gibi futbol dışı büyük sermayelerin kontrolsüz biçimde futbol piyasasına girişini denetim altına almaktadır.


FFP tam olarak neyi denetliyor?
Bu konunun sıklıkla yanlış bilinen bir mevzu olduğu düşüncesindeyim. FFP kulüpleri profesyonel vergi denetim şirketleri gibi bir denetime sokmuyor. Yani bu denetimi daha dar olarak değerlendirmeliyiz. FFP kulüplerin futbol içi bilançolarını denetlemektedir. Örneğin Galatasaray’ın Adnan Polat döneminde şirket birleşmesi için bankalardan almış olduğu yüklü krediler UEFA’nın denetimi altında değil. Bu borçlanma bugün Galatasaray’ın yaşadığı mali dar boğazda etkili olmuşsa da UEFA’nın denetlediği asıl şey futbol içi harcamalar. Yani büyük ölçüde transfer ve yıllık ücret harcamalarına bağlı olan gelir-gider dengeleri.


Galatasaray ne zamandır denetleniyor?
Galatasaray da her Avrupa takımı gibi 2009 yılından itibaren gözlem altına alınan kulüplerden bir tanesi. Ancak geçtiğimiz gün yapılan açıklamaya sebebiyet veren süreç 2012 yılında başlıyor. UEFA o dönemde Galatasaray yönetimine bir ihtarda bulunuyor ve özetle takip edecek üç sezonda alacak-verecek farkının her yıl için maksimum 30 milyon € olabileceğini, aksi takdirde cezai müeyyidelerin devreye sokulacağını söylüyor.


Galatasaray bu süreçte ne yaptı?
Ancak Galatasaray 2012-2013 sezonunu 30+, 2013-2014 sezonunu 70+, 2014-2015 sezonunu ise 50+ milyon Avro zarar ile kapatarak yükümlülüklerini hiçbir sezonda yerine getiremiyor. Kulüp yönetiminde yaşanan birden fazla olağanüstü gelişmeden tek tek bahsetmeyeceğim ancak en nihayetinde bugün UEFA’ya karşı son savunmayı 2015’in yaz aylarında Galatasaray başkanı sıfatıyla Dursun Özbek ve ekibi gerçekleştiriyor.


UEFA’nın son deklarasyonunun tercümesi nedir?
UEFA’nın resmi internet sitesinden yaptığı açıklamanın Türkçe'sini soracak olursanız, cevabını şöyle verebilirim. Yani diyorlar ki: Biz seni gözlemledik ve doğru yolda olmadığını gördük. Bunun üzerine de uyarımızı yaptık, sana yeteri kadar süre de verdik ve sınırlandırmalar getirdik. Ancak bu sürenin sonunda baktık ki sen uslanmamışsın, yaptığın son savunmayı da yeterli bulmadık ve yakın vadede kendini düzeltebileceğine inanmıyoruz. Tüm bunların sonucunda sana hak ettiğin cezayı vermek üzere dosyanı ilgili heyete göndermeye karar verdik.


UEFA Kulüp Finansal Kontrol Heyeti’ne gönderilen başka bir dosya var mı?
Galatasaray her zaman enlerin ve ilklerin takımı olmuştur. Bu özelliğini Avrupa’da da göstererek Avrupa futbolunda bir ilke imza atmış oldu. Yani Galatasaray FFP denetlemeleri sonucunda kendilerine uyarı yapılan ya da tedbir uygulanan kulüpler içinde savunması yeterli ve projeleri inandırıcı bulunmayan, bu sebeple de cezalandırılmak üzere dosyası Kulüp Finansal Kontrol Heyeti’ne gönderilen ilk Avrupa kulübü oldu.


Bu “ilk”i nasıl yorumlamak gerekiyor?
Bu tabi ki hukuki bir yorum olmayacak. Ancak UEFA’nın FFP uygulamalarına verdiği önem ve bu konuda gösterdiği ciddiyet göz önünde bulundurulduğunda; Galatasaray’a verilecek cezanın ilk olması suretiyle ileride söz konusu olabilecek diğer muhtemel dosyalara emsal niteliğinde olacağı da düşünülürse, alınacak cezanın maalesef üst seviye bir ceza olacağı görüşündeyim.


Kulüp Finansal Kontrol Heyeti Galatasaray’a hangi cezaları verebilir?
Bu noktada Galatasaray’ın bir ceza yiyeceği artık kesin. Henüz belirsiz olan ve Şubat ayı sonunda açıklanacak olan konu ise bu cezanın türü. UEFA bu noktada uyarı, kınama, puan silme, UEFA organizasyonları gelirlerinden alıkoyma, UEFA organizasyonlarına yeni oyuncu kaydı yapmaktan yasaklanma, UEFA organizasyonlarına kaydı yapılabilecek oyuncu sayısında kısıtlama ve turnuvalardan men gibi çok çeşitte cezalar öngörüyor. Galatasaray Şubat sonu itibariyle bu cezalardan bir veya birkaçı ile karşı karşıya kalabilir. En muhtemel senaryo ise maalesef UEFA turnuvalarından men cezası gibi gözüküyor.


Galatasaray ara transfer sezonu sonuna dek başka bir transfer yapabilecek mi?
Aslında teknik olarak UEFA'nn Galatasaray’a transfer yasağı koyma gibi bir yetkisi bulunmuyor. Yani Galatasaray her zaman transfer yapma hürriyetine sahip. Ancak UEFA kendi turnuvalarında Galatasaray’ın yeni bir oyuncu kaydı yapmasını yasaklayabilir. Bu doğrultuda cezanın Şubat sonu açıklanacak olması sebebiyle 2016 yaz transfer dönemine kadar bir kısıtlama olması mümkün değil.


Yorum: Bundan sonra ne yapmalı?
Galatasaray’ı bu utanç verici noktaya getiren kim sorusunun cevabı bana kalırsa çok net: Galatasaray Genel Kurulu. 2000’li yılların başından itibaren kulübün başına gelen her başkan az ya da çok Galatasaray’ın borç yükünü arttırdı. Şu anda Galatasaray büyük bir ceza ile karşı karşıyayken, Galatasaray’ın son 15 yılda başında bulunan tüm başkanlar ve yönetimleri ise her şeye rağmen genel kurul tarafından mali olarak ibra edildi!


Artık Galatasaray Genel Kurulu çoğunluğu liseli birkaç bin yaşlı aristokrat lokali olmaktan çıkmak zorunda. Kulübü yönetecek kadroyu oylarıyla belirleyen bu genel kurula dahil olmak şu anki tüzüğe göre çok zor ve uzun bir süreç ile büyük bir maddi kaynak gerektiriyor. Lise mezunlarına tanınan imtiyazlı üyelik sayesinde ise Galatasaray Lisesi mezunları “kulübün sahibi” sıfatını kendilerine yakıştırmakta bir beis görmüyor. Bu tüzük değişmediği, bu düzen bozulmadığı müddetçe Galatasaray bu kitlenin güç oyunları arasında hırpalanmaya mahkumdur.

Bugün 25 milyona yakın taraftara sahip, bütün dünyanın ismini ezbere bildiği devasa bir kulübün geleceği 8-9 bin aktif üyenin olduğu bir genel kurula bağlanmış vaziyette. Bu sebeple de spor yönetimi konusunda bilgisiz ve tecrübesiz ancak para piyasasında başarılı iş adamları Galatasaray başkanı olmak için geliyor; yönetim kadrolarını spor yönetiminde uzmanlaşan eski sporcular, hesap uzmanları vb. kimselerden oluşturmak yerine, Lise kültürüne göre sözünden çıkılmayacak forsa sahip “ağabey”lerin işaret ettiği isimlerden oluşturuyor. Bu yönetimler sportif başarıyı kaybettiği anda ise aynı “ağabey”ler tarafından uygulanan linç politikasıyla koltuklarından uzaklaştırılıyor. Kulüp yönetiminden uzaklaşan bu başkanlar ise arkalarında milyonlarca Avro borç bırakarak ellerini kollarını sallaya sallaya, ibra edilmiş olmanın verdiği dayanılmaz hafiflik ile kendi şirketlerinin başına geri dönüyorlar. Galatasaray ise  bu kısır döngü içerisinde potansiyelinin çok altında, istikrarsız başarılar ile avunmak mecburiyetinde kalıyor.

Son on – on beş yılda yapılan tüm teknik hataların temelinde idari hatalar yattığına şüphe yok. O sebeple Galatasaray artık önüne bakmalı ve teşhisi doğru koyup acilen tedaviye başlamalıdır. Genç, nitelikli ve tabana yayılmış bir genel kurul tarafından seçilen ve aktif olarak denetlenen yönetim kurullarının yönettiği; tüketmeye değil üretmeye odaklanmış, kişilerin değil projelerin ön planda olduğu bir idari politikaya kavuşmalıdır.


Bana kalırsa bu Galatasaray için kaçınılmaz bir son ve bu son er ya da geç gelecek. Ancak bu kısır döngü içerisinde boşa geçirilecek her yeni sene bu sonu daha da acılı hale getirecek. UEFA’nın bu yaptırımı belki de tüm bunlar için başlangıç olur ve daha kısa zamanda, daha acısız bir şekilde bu geçiş gerçekleşir. Bakarsınız gerçekten de bir musibet bin nasihatten yeğdir.