19 Mayıs 2016 Perşembe

Sözleşmesi Bitenler

Üç büyüklerin kadrolarında görmek isteyebileceği ve sezon sonunda bonservislerini eline alacak oyuncuların bir listesini yaptım. Bakalım Eylül ayına dek bu isimlerden Türkiye’ye gelen olacak mı?

·         Martín Cáceres
Juventus’un Uruguaylı defans oyuncusu. 29 yaşında, yani Türkiye ligini tercih etmeyi düşünebileceği yıllara gelmiş. Bu sezon İtalya Ligi’ni zirvede bitiren Juve’de pek forma şansı bulamamış; lig ve kupada toplam 9 maçta oynayabilmiş. Aynı şekilde bir önceki sezonda da 14 maçta forma şansı bulmuş. Juventus gibi sezonda 50+ müsabaka oynayan bir takımın oyuncusu için bunlar çok düşük rakamlar. Az forma şansı bulmasının asıl sebebi performansı değil, geçirdiği sakatlıklar. Bu sezon sakatlıkları sebebiyle kaçırdığı maç sayısı 33!
Üç büyük kulübün de stoper rotasyonlarında problemler bulunduğundan, sağlıklı bir Caceres her üç takımda da önemli katkılar verebilecek bir oyuncu. Özellikle Uruguay milli takımında uzun süredir Muslera birlikte oynadıkları düşünüldüğünde Galatasaray için bir fırsat transferi olabilir. Ancak sonuçta iki sezondur sakatlıktan başını kaldıramamış bir oyuncu, bir dizi sağlık testine sokmadan transfer etmek büyük bir hata haline dönebilir.

·         Miguel Veloso
Dinamo Kiev’in 30 yaşındaki Portekizli orta saha oyuncusu. 2012’de Genoa’dan transfer edildikten sonra senede 30 maç ortalamayla oynamış, istikrarlı bir oyuncu. Kiev ile biri bu sezon olmak üzere iki de şampiyonluk yaşadı. Ayrıca Portekiz milli takımına düzenli olarak çağırılıyor ve forma giyiyor. Tip olarak Emre Belözoğlu’na benzettiğim bir oyuncudur. Orta sahada kalıplı bir oyuncu olmamasına karşın terinin son damlasına kadar savaşır. Toplu oyunda da etkili olabilen, pas oyununa rahatlıkla ayak uydurabilecek bir isim. Aslında ondan beklentiler Avrupa’nın daha büyük kulüplerinde oynamasıydı ancak bunu gerçekleştiremedi.
Dört sezondur Ukrayna gibi sert bir ligde, Kiev gibi şampiyonluk baskısının olduğu bir takımda istikrarlı olarak oynuyor. Bu sebeple özellikle Galatasaray ve Fenerbahçe kadrolarında çok büyük bir etki gösterecektir. Yaşı itibariyle de artık Türkiye’yi tercih edebilecek bir konumda olduğunu düşünüyorum. Aslında orta sahasında çok büyük sıkıntılar yaşayan Galatasaray için kaçırılmaması gereken bir fırsat ancak Veloso’nun Avrupa kupalarından men edilmiş ve maaş bütçesinde üst sınır bulunan Galatasaray’a transferi bence büyük sürpriz olur. Fenerbahçe fırsatı değerlendirirse bu sezon Diego ve Souza ile kapatamadığı iki yönlü orta saha açığını Veloso ile doldurup rahatça arkasına yaslanabilir.

·         Fernando Torres
Bu sezon Atletico’nun Milan’dan kiralık olarak oynattığı 32 yaşındaki İspanyol yıldız. Martinez’in Çin’e satılmasından sonra takımın birinci forveti haline geldi, Simeone ona 43 maçta forma vermiş, o da 12 gol 5 asistlik katkı yapmış. Bu doğrultuda Atletico’nun, Milan ile sözleşmesi biten bu oyuncusuyla kontrat yaparak devam etmesi hiç de küçük bir ihtimal değil. Ancak Simeone’nin elinde Griezmann gibi bir yıldız ve Correa ile Vietto gibi genç, potansiyelli forvet oyuncuları bulunuyor. Ayrıca Villareal’e kiralanan Leo Baptistao da (eğer satın alma opsiyonu kullanılmazsa) geri dönecek. Atletico’nun Simeone sonrası yönetiliş şeklini düşündüğümüzde 32 yaşındaki Torres ile kontrat yaparak devam etmeleri benim için büyük sürpriz olur.
Yine üç büyüklerin üçünün de transfere ihtiyaç duyduğu bir bölge. Tabii Beşiktaş Gomez’i takımda tutabilirse böyle bir transfere gerek kalmaz. Ancak Fenerbahçe’nin de ihtiyacı olan forvet tipi Torres ile örtüşmüyor. Zaten Van Persie gibi pahalı ve yaşlı bir star varken bir benzerini yüksek maliyetle getirmeyi deneyeceklerini sanmıyorum, hele ki aldıkları son İspanyol forvet düşünülürse. Galatasaray’ın da Torres’in ismine harcayacak parası olduğunu düşünmüyorum. Bana kalırsa Torres ABD futbol ligi takımlarından birine transfer olacak.

·         David Villa
Bir başka İspanyol yıldız forvet. Artık 34 yaşında ve geçtiğimiz sezon Avrupa kariyerini sonlandırarak New York City’nin yolunu tuttu. Bence bu saatten sonra Doğu Avrupa’ya dönmesi imkansız. Amerika’da devam edecektir. Ancak 1 Temmuz itibariyle o da boşta.

·         Gregory van der Wiel
28 yaşındaki Hollandalı sağ bek oyuncusu. Etkileyici Ajax kariyerinin ardından elit bir sağ bek olarak büyük takımlarda yıldızlaşması bekleniyordu. Transfer olduğu PSG’de dört yıldır ortalama 35 maçta oynadı. Yaptığı gol ve asist katkısı da bir bek oyuncusu için gayet ideal. Ancak Fransa liginde PSG’nin hegemonyasını hesaba kattığımızda bu rakamlar elit takımlarda devam edebilmesi için çok da yeterli değil. Çünkü özellikle Şampiyonlar Ligi üst turlarında ve güçlü rakipler karşısında iyi performanslar gösteremedi. Bu sebeple PSG’nin onunla devam edeceğini zannetmiyorum.
Beşiktaş ve Galatasaray için sağ bekte sınıf atlatacak bir transfer olur. Nitekim iki takımda da bu bölgeden beklenen verim alınamıyor. Ancak Wiel çok maliyetli bir oyuncu. Galatasaray için zaten çok savruk bir harcama olacaktır ama Beşiktaş Şampiyonar Ligi’ni düşünerek şansını deneyebilir. Fenerbahçe’nin ise sağ bek ihtiyacı yok. Yine de van der Wiel’in Türkiye’ye transferi bence pek mümkün değil.

·         Felipe Pardo
Olimpiakos’un 25 yaşındaki Kolombiyalı kanat oyuncusu. Yıldızı Braga’da parlamış bir oyuncu. Fiziksel olarak kuvvetli ve skora etki eden tarzda bir yapısı var. Ancak istikrarsız ve tek yönlü bir hücum silahıdır. Olimpiakos’ta 31 maçta oynayıp 8 gol 7 de asist yapmış. Kötü rakamlar değil ancak oyun tarzı bakımından üç büyüklerde iş yapabilecek bir oyuncu olduğunu düşünmüyorum.

·         Roman Neustädter
Schalke 04’te dört sezondur forma giyen 1.90 boyunda, 28 yaşındaki Rus stoper ve ön libero. Dört sezondur Schalke gibi Almanya’nın iddialı ekiplerinden birinde harika bir istikrar ile sezonda ortalama 40 maç oynayan bir oyuncu. 28 yaşında olmasına rağmen müthiş tecrübeli bir isim. Schalke bu 4 sezonun üçünde Şampiyonlar Ligi’nde en iyi 16 takım arasına kaldı ve Roman bu maçların tümünde 90 dakika oynadı. Geçtiğimiz sezona dek onu sıklıkla ön libero pozisyonunda izledik. Hatta 2012-2013 sezonunda Galatasaray’a elendikleri iki maçta da ön liberoda görev yapmıştı. Pozisyon bilgisi ve sertlik yönünden üst düzey bir oyuncu olsa da topa hükmeden bir takımda orta saha oynarken çabuk olmaması ve şut tehdidi bulunmaması sebebiyle çok da verimli olması beklenemez. Ancak bu sezonun neredeyse tamamında stoperde oynadı ve bence kendini buldu.
Fellik fellik stoper arayan üç büyüklerin kapısında yatması gereken bir oyuncu. Beşiktaş’ta Rhodolfo ve Fenerbahçe’de Kjaer ile benzer yönleri çoğunlukta olduğundan onlar daha farklı özellikte stoperlere yönelebilir tabii ki ancak Galatasaray için adeta aranan kan diyebiliriz. Roman’ı bonservis ödemeksizin transfer edip takımına kazandıran takım bana kalırsa defansını sağlama almış demektir. Ancak onu en verimli yaşlarında Türkiye’ye getirmek için önemli bir yıllık ücretin gözden çıkarılması gerektiği kesin.

·         Riccardo Montolivo
Yıldızı Fiorentina’da parlayan ve son dört yıldır Milan’da oynayıp kaptanlığa yükselmiş olan 31 yaşındaki İtalyan orta saha oyuncusu. Gerçekten çok dengeli ve tecrübeli bir oyuncu. Onu İtalyan orta sahalar arasında Pirlo ekolünü benimsemiş bir futbolcu olarak tanımlayabiliriz. Bu sebeple yanında fiziksel potansiyeli üst düzey ve argoda ‘ciğersiz’ olarak tanımlayabileceğimiz bir partneri bulunmadığında iyi yönlerinden çok defoları ile karşılaşabileceğiniz tipte bir orta saha oyuncusu. Türkiye ligine uyum sağlaması bence zor gözüküyor. Ancak Milan’da kazandığı paraları bu saatten sonra Batı Avrupa’da yakalaması zor. Bu sebeple Türkiye onun ilgisini çekiyor olabilir.

·         Havard Nordtveit
2011’de Borussia Mönchengladbach birinci takımına yükselen ve 5 yıldır orta sahada düzenli olarak forma giyen 25 yaşındaki Alman oyuncu. Aslında bu oyuncunun artık Türkiye’ye bedelsiz olarak transfer olma ihtimali yok çünkü Bilic’li West Ham ona çoktan imza attırdı. Ancak yine de listeye yazmak istedim çünkü özellikle de Galatasaray, Nordveit’e imza attıramayarak arayıp da bulamayacağı bir fırsatı kaçırmıştır. Bu yaşında böyle bir tecrübe sahibi ve aynı zamanda tam da takımın orta sahadaki ihtiyacı olan tipteki yapısıyla Galatasaray için bulunmaz bir Hint kumaşıydı. Belki de teklif yapılmış ancak Nordtveit Avrupa’da olmayan bir Galatasaray’ı tercih etmemiştir, bu da olası. Fakat eğer gözden kaçırıldıysa gerçekten büyük bir idari hatadır.

·         Junior Hoilett
Dört sezondur QPR’da forma giyen 25 yaşındaki Jamaika asıllı Kanadalı oyuncu. Özellikle 2011-2012 sezonunda Blackburn’de gösterdiği 7 gol 7 asistlik performansla dikkat çekmişti. O yıllarda sol bekte de değerlendiriliyordu ancak QPR’da çoğunlukla sol kanadın hücum bölgelerinde kullanıldı. QPR’ın Premiere Lig’de oynadığı sezonlarda daha az forma şansı bulmuş olsa da sezonda ortalama 30 maç ve üzerinde oynuyor. Atletik özellikleriyle ön plana çıkan bir oyuncudur. Üç büyüklerde ilk on bir oyuncusu olarak katkı vermesi bana kalırsa kolay değil ancak rotasyonu kuvvetlendirmek adına düşünebilecek bir isim. Yaşı itibariyle de gelişime açık bir futbolcu. “Kanadalı adamdan futbolcu mu olur” diyenler varsa da referans olarak göstereceğim isim Atiba olur. Fiziksel özellikleriyle ön plana çıktığı için ligimize uygun bir futbolcu olduğunu düşünüyorum.

·         Sofiane Feghouli
Valencia’nın 26 yaşındaki Cezayirli yıldız oyuncusu. Geçtiğimiz yaz Fenerbahçe’nin onu transfer etmek için uzun süre uğraştığını biliyoruz. Ancak kulüpler anlaşamayınca Fenerbahçe Markoviç’i kiralamayı tercih etmişti. Şimdi ise Markoviç’ten verim alınamadı ve muhtemelen Liverpool’a dönecek ve Feghouli de Valencia ile sözleşme uzatmadı ve sezon sonu serbest kalacak. Yani her şey bu transferin gerçekleşmesi için müsait gözüküyor. Bonservisi elinde olacağından Türkiye’ye gelmek için oldukça yüksek bir yıllık ücret talep edecektir. Fenerbahçe ya da diğer büyük kulüpler bunu ödemeyi göze alırsa önemli bir yıldızı ideal bir yaşta kadrosuna katmış olur. Tek soru işareti ise bu sezon yaşadığı sakatlık ve sezon sonu kadro dışı bırakılması sebebiyle çok maç kaçırmış olması.

·         Leandro Damiao
Bu sezonu Real Betis’de geçiren 26 yaşındaki Brezilyalı forvet oyuncusu. Özellikle çok genç yaşlarda Internacional’de gösterdiği performansla Avrupa kulüplerinin takibine girmişti. Ancak her geçen sezon performansı biraz daha düştü. Bu sezon bedelsiz olarak transfer olduğu Betis’de ise sadece üç maça çıktı ve gol atamadı. Çok yüksek gol rakamları zaten hiçbir zaman olmadı ama pivot santrafor olarak nitelendirdiğimiz tanıma uyduğu ve Brezilyalı olduğu için ondan beklentiler hep yüksekti. Garanti ücretin minimumda tutularak performansa dayalı bir sözleşme yapılması halinde bir fırsat transferi olabilir. Ancak İspanya gibi pasa dayalı ve akışkan oyunun oynandığı bir ligde bile performans veremeyen bir forvetin Türkiye’de pek de etkili olabileceğini düşünmüyorum.

·         Darijo Srna
Shakhtar Donetsk’in 34 yaşındaki Hırvat kaptanı. 2003’ten bu yana Ukrayna’da Lucescu ile birlikte kazanılmadık kupa bırakmadı. Gerek kulüp takımı gerek milli takım tecrübesi inanılmaz. Ukrayna gibi bir ligde sert zemin ve savunma takımlara karşı oynamasına rağmen tam bir asist makinası. Ligimize gelirse Cicinho’nun Sivas’ta yaptığı etkiyi üç büyüklerde yapabileceğini tahmin ediyorum. İnanılmaz istikrarlı bir oyuncu olduğundan Türkiye’de en az iki sezon daha katkı verebileceğini düşünüyorum. 34 yaşında Avrupa’da çok iyi bir sözleşme bulamayacağı aşikar, iç savaş sebebiyle Ukrayna’ya veda etmesi de büyük bir ihtimal. Yani eğer Arap yarımadası, ABD veya Çin liglerini tercih etmek için birkaç yıl daha beklemek niyetindeyse Türkiye onun için cazip olabilir.

·         Tom Huddlestone
Üç sezondur Hull City’de forma giyen 29 yaşındaki İngiliz defansif orta saha oyuncusu. Uzun boyu ve güçlü fiziği ile etkili olan bir futbolcudur. Bir dönem Tottenham’da yakaladığı form ile İngiltere milli takımına kadar yükselmişti ancak o seviyelerde tutunamadı ve son 5 yıldır alt seviyelerde oynuyor. Özellikle Galatasaray’da defansif orta saha bölgesi bomboş olduğu için o rotasyonda değerlendirilmek üzere düşünülebilir. Ancak İngiliz futbolcuların ada dışına çıkmayı pek tercih etmediği ve çıksa da başarılı olamadığını biliyoruz.

·         Gaston Ramirez
Geçtiğimiz sezonlarda Galatasaray ile adı anılmış olan 25 yaşındaki Uruguaylı orta saha oyuncusu. Özellikle 2012 yılında İtalya’da yaptığı çıkış ile isminden söz ettirdi ve büyük beklentilerle Premier Lig’e transfer oldu. Ancak orada dönemsel olarak formsuzluk ve sakatlıklar sebebiyle düzenli olarak forma giyemedi ve beklenen patlamayı yapamadı. Ancak hala 25 yaşında olduğunu da unutmamak gerek, gelişime hala açık ve hala Uruguay milli takımının bir mensubu. Üç büyüklerde patlama yapmaya müsait bir oyuncu olduğunu düşünüyorum ancak Beşiktaş’ın bir ofansif orta sahaya ihtiyacı yok. Galatasaray Sneijder’e sahip ve elinde Bilal ile Çolak varken, hem de diğer pozisyonlarda çok daha acil ihtiyaçları varken bu pozisyona para harcamamalı. Fenerbahçe ise Diego ile yollarını ayıracak gibi gözüküyor. Salih Uçan ile birlikte Ramirez o bölgede çok ekstra katkılar verme potansiyeline sahip.

·         Mathieu Flamini
Arsenal’in 32 yaşındaki defansif orta saha oyuncusu. İlk Arsenal döneminde bir çıkış yapmış ve Milan’a transfer olmuştu. Ancak o günden sonra sürekli sakatlıklar yaşadı ve bir türlü form tutturamadı. Yaşı da artık iyice ilerledi. Bana kalırsa artık üst seviyede verim vermesi pek de mümkün değil. Büyük oranda performansa dayalı bir sözleşmeye ikna olmadığı takdirde uzak durulması gerektiğini düşünüyorum.

·         Facundo Roncaglia
Fiorentina’nın 29 yaşındaki Arjantinli stoperi. 2012 yılında Boca Juniors’tan transfer olduğu İtalyan ekibinde dört sezondur istikrarlı olarak forma giyen ve Fiorentina’nın son iki sezonda yaptığı çıkışta önemli katkısı bulunan bir oyuncu. Arjantin milli takımında da forma giymiş bir isim. İtalya bir stoperin tecrübe kazanmak için oynamak isteyebileceği ilk liglerden biridir. Bu sebeple Türkiye’de de katkı verebileceğini düşünüyorum. Ancak Galatasaray ve Beşiktaş’ta Chedjou, (eğer kalırsa) Marcelo gibi benzer tipte defans oyuncuları zaten var. Bu sebeple Fenerbahçe için değerlendirilmesi gereken bir futbolcu.

·         Daniel Agger
Bir başka tecrübeli stoper oyuncusu. İki sezondur alt yapısından yetiştiği Brondby’de forma giyiyor ancak biz onu 2006’da transfer olduktan sonra sekiz yıl formasını giydiği Liverpool’dan tanıyoruz. Özellikle İngiltere’deki ilk yıllarında oldukça iyi performanslar gösteriyordu. 2008 yılında ilk büyük sakatlığını yaşadı ve o sezon neredeyse hiç oynamadı, daha sonra tam da tekrardan formunu yakalamaya çalışırken 2010’da yeniden sakatlandı ve o sezonda da çok az maçta oynayabildi. Bu sakatlıktan da döndü ancak artık eski formundan çok uzaktı. İki sezondur ise ülkesinde forma giyiyor ve açıkçası ne durumda olduğunu hiçbirimiz bilmiyoruz. Bana kalırsa transferi, Türk takımlarının almaması gereken bir risk olur.

·         Oleksandr Gladkiy
Shakhtar Donetsk’in 28 yaşındaki Ukraynalı forvet oyuncusu. Uzun boyu ve pivot özellikleriyle ön plana çıkan ve oynamasının yanında etrafındaki hücumcuları da oynatan yapıda bir forvettir. Ukraynalı oyuncuların ülke dışında genellikle adaptasyon problemleri yaşadığını biliyoruz ancak Gladkiy çalışkanlığı ile olmasa bile çevresindeki hücumculara pozisyon yaratmasıyla Türkiye liginde Elmander’in yarattığa benzer bir etki yaratabilir. Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Shakhtar’ın Fenerbahçe’yi 3-0 mağlup ettiği maçta da iyi oynamış ve bir de gol atmıştı. Beşiktaş’ın forvet ihtiyacı gözükmüyor ancak bence hem Fenerbahçe hem de Galatasaray onu transfer etmek için çabalamalı.

·         Cristian Zapata
On bir yıldır Avrupa’da oynayan 29 yaşındaki Kolombiyalı stoper. 2005 yılında gittiği Udinese’de altı yıl boyunca üst düzey bir performans göstererek Villareal’e transfer oldu. Ancak bir yıl sonra İtalya’ya döndü ve üç sezondur Milan forması giyiyor. Ancak form düzeyi oldukça düşük ve performansı istikrarsız. Bana kalırsa bir stoper olarak hiç de ideal bir oyuncu değil. Takımın en arkasında oynayacak oyuncu diğer arkadaşlarına ve tribünlere güven vermelidir. Eğer bu güveni aşılayabilirse sırf o atmosfer bile rakip forvetleri etkisi altına alabilir. Bu açıdan Zapata’nın güven verebilecek bir stoper olduğunu düşünmüyorum.

·         Hatem Ben Arfa
17 yaşından itibaren üst seviyede oynayan ve çok daha büyük bir yıldız olması beklenen bir oyuncuydu. Ancak disiplinsizliği sebebiyle takım takım dolaştı ve artık 29 yaşına geldi. Yine de öyle büyük bir yeteneği var ki hala adı Barcelona gibi kulüplerle anılabiliyor. Türkiye’ye geleceğini zannetmiyorum. Zaten geçtiğimiz günlerde 15 önemli kulübün kendisine talip olduğunu açıklamıştı.

·         Steve Mandanda
Marsilya’nın 31 yaşındaki Fransız kalecisi ve kaptanı. Devre arasında Beşiktaş’a transferi gündeme gelmişti ancak taraflar anlaşamadı ve Beşiktaş Boyko’yu getirdi. Türkiye’de Mandanda’ya ihtiyacı olan bir kulüp olduğunu düşünmüyorum.

·         Nicolas N'Koulou
Yine Marsilya’dan bir oyuncu. 26 yaşındaki Kamerunlu stoperleri. Ligimizde oynayan Chedjou ve Dany ile milli takımda da beraber oynuyor ancak çok da başarılı oldukları söylenemez. Zaten hepsi benzer özelliklere sahip stoperler. Fenerbahçe Kjaer’in yanına monte ederse önemli bir ikili yakalayabilir. Ancak Galatasaray ve Beşiktaş’ın N’Koulou tipinde bir stopere ihtiyacı olmadığı görüşündeyim.

·         Andrija Zivkovic
Partizan’ın 19 yaşındaki yıldız adayı. Hücum bölgesinde her iki kanatta da forma giyebilen sol ayaklı bir yetenek. Sırbistan Ligi’ni takip edemediğimiz için son durumunu bilmiyoruz. Ancak ben onun da bu yaşta Türkiye’ye gelebileceğini düşünmüyorum. Çünkü dünyada birçok kulübün radarında olan bir futbolcu. Muhtemelen İngiltere’nin büyüklerinden biri onun bonservisini alarak onu Hollanda veya Belçika’daki pilot kulüplerine kiralayacaktır.

·         Cheick Diabaté
Bordeaux’nun 28 yaşındaki 1,94’lük Malili forveti. Etkileyici bir fizik gücüne sahip. Teknik kapasitesi ve hızı üç büyüklerin direkt oyuncusu olabilmesi için yeterli değil. Ancak özellikle iç sahada kapalı futbol oynayarak büyük takımların hücum organizasyonlarını felç etme odaklı futbol oynayan bazı Anadolu takımlarıyla oynanacak maçlarda fark yaratabilecek bir oyuncu haline gelebilir. Uygun bir kontrata ikna olması halinde forvet rotasyonunda değerlendirilebilecek bir isim.


12 Mayıs 2016 Perşembe

Teşhis - Tedavi

Geçtiğimiz yılda yapılan sayısız hatanın ardından yeni sezonu planlarken değişmesi gereken ilk grup kulübün idarecileri olmalıdır. Galatasaray yeni sezona mevcut yönetimle girecekse, futbol takımı üzerinde yapılacak değişiklikler pek de bir anlam ifade etmeyecektir. Ancak bu yazıda Galatasaray’ın yönetim probleminden bahsedip yeni gelecek yönetim kadrosunun nasıl oluşturulması gerektiği üzerine konuşmayacağım tabi ki.

Aynı zamanda Mustafa Denizli’nin görevi bırakmasının ardından oluşan kaosta sezonu Jan Olde Riekerink ile bitirme kararı alındı fakat henüz yeni teknik direktörün kim olacağı da meçhul. Bu konuda da değerlendirmeler ve tahminler yapılabilir ama ben bugün bunu da yapmayacağım.

Futbol takımına gelecek olursak (evet bu konudan bahsedeceğim:), öncelikle bir hasar tespiti yapmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Galatasaray futbol A takımı 2016 Mayıs itibariyle 24 oyuncuya sahip. Bunlardan bir tanesi olan Jason Denayer Manchester City’den kiralandı ve sezon sonu muhtemelen takımına dönecek. Aynı şekilde farklı kulüplerde kirada olan dokuz oyuncu bulunuyor (genç Türk oyuncuları hesaba katmadım). Bu sezon Salih Dursun Trabzonspor’da, Sercan Yıldırım ve Jem Paul Karacan Bursaspor’da, Dzemaili Genoa’da, Endogan Adili FC Will’de, Lucas Ontivero Montreal’de, Furkan Özçal Kayserispor’da, Alex Telles Inter’de ve Bruma da Real Sociedad’ta kiralık olarak forma giydi.

Trabzonspor Salih için sezon sonuna dek 1.750 bin €; Bursaspor Sercan için 750 bin € ve Jem için 50 bin €; Montreal Aralık 2016’ya kadar Ontivero için 800 bin €; Inter’in Telles için 1 Temmuz’a kadar 8,5 milyon € ödemeyi kabul etmesi durumunda ve Genoa Dzemaili için bedel ödemeksizin oyuncuların bonservislerini alma opsiyonuna sahip bulunuyor. Sociedad da 30 Nisan’a kadar 7,5 milyon € ödemeyi kabul etmiş olsaydı onlar da Bruma’nın bonservisine sahip olacaktı ancak bu opsiyonu kullanmadılar.

Eğer bir sürpriz olmazsa, Trabzonspor’un satın alma opsiyonunda indirim yaparak Salih’i, Bursaspor’un toplamda 800 bin € ödemeyi kabul ederek Sercan ve Jem’i kadrosuna katacağını düşünüyorum ancak Dzemaili yüksek maaşı sebebiyle sezon sonu Galatasaray’a dönecek gibi gözüküyor. Telles’in durumu ise henüz belli değil. Ayrıca Sabri Sarıoğlu, Hamit Altıntop ve Emre Çolak’ın da sözleşmeleri sona eriyor. Hamit ile ayrılık kesin gibi ama Sabri ve Emre’nin durumları belirsizliğini sürdürüyor. Sonuç olarak Galatasaray’ın mevcut durumda sözleşmesi devam eden 25+3 kişilik bir oyuncu grubu ile 2016 yazına gireceğini söyleyebiliriz. Bu oyunculara bakacak olursak;

KALECİLER          : 
Muslera, Cenk Gönen, Eray İşcan.

STOPERLER         : 
Chedjou, Hakan Balta, Semih, Koray Günter.

SAĞ BEKLER       : 
Martin Linnes, Tarık Çamdal, (Sabri Sarıoğlu).

SOL BEKLER        : 
Lionel Carole, (Alex Telles).

ORTA SAHALAR  : 
Wesley Sneijder, Selçuk İnan, Dzemaili, Ryan Donk, Jose Rodriguez, Bilal Kısa, 
Furkan Özçal, (Emre Çolak).

KANATLAR         : 
Bruma, Yasin Öztekin, Olcan Adın, Sinan Gümüş, Endoğan Adili.

FORVETLER        : 
Lukas Podolski, Umut Bulut, Volkan Pala.

İşte Galatasaray’ın yeni sezon öncesi elinde bulunan malzeme budur. Buraya kadar yorum katmadan, bazı somut gerçekleri yazdım. “Bundan sonra ne yapılmalı ?” sorusunun cevabına gelirsek;

Tabii ki öncelikle getirilecek teknik direktörün oyun anlayışı, inandığı sistem ve çalışmak isteyeceği futbolcular yapılacak transfer hamlelerinde en önemli veriler olarak kullanılmalıdır. Ancak futbolun bazı ortak doğruları ışığında, önümüzdeki senenin kadro mühendisliği adına yapılması gerekenlerin apaçık ortada olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle, günümüz futbolunda bir takımın her mevki için en az iki iyi alternatife sahip olması gerekiyor. Ancak bana kalırsa bundan daha da önemlisi, takımın omurgasını oluşturan mevkilerde sahip olduğunuz oyunculardır. Galatasaray finansal fair play ile uğraştığı bu dönemde çok sayıda veya çok pahalı transferler yapabilecek durumda değil. Bu durumda yapılması gereken en önemli şey, işe takımın omurgasını güçlendirerek başlamak olmalıdır.

Başarıların üst üste kazanıldığı son döneme dönüp bakarsak değişmeyen ya da değişse bile pozitif yönde değişen bölgelerin takımın omurgası olduğunu görebiliriz. Muslera ile başlayan, Ujfa (sonrasında Chedjou) ile devam edip Selçuk-Melo ikilisine Sneijder’in eklenmesiyle fark yaratan ve Elmander, Drogba, Burak Yılmaz gibi forvetler ile taçlanan bir omurga Galatasaray’a dört yılda sayısız kupa kazandırdı. Bu omurganın etrafındaki oyuncular sürekli değişti ama takım kazanmaya devam etti, ta ki bu sezon gelene kadar. Sneijder ve Chedjou’nun sürekli sakatlık problemleri yaşadığı bu sezonda Melo ve Burak da kaybedilince omurgası paramparça edilen takım tabii ki ayakta kalamadı. Burada yapılacak hamle çok net; omurgadaki eksik parçaların yerini yeni ve sağlam parçalar ekleyerek doldurmak.

Ancak yapılması gereken eklemelerden bahsetmeden önce, yukarıdaki listeden eksilecek futbolcuları belirlemek daha sağlıklı olacaktır. Burada, gönderilecek futbolcuları kategorilere ayırmak gerektiğini düşünüyorum.

İlk kategori, her ne olursa olsun gönderilmesi gerekenler:
Öncelikle hazır sözleşmesi de bitiyorken Sabri’ye artık teşekkür etmemiz gerekiyor. Onun dışında Galatasaray’da rotasyona dahi giremeyeceklerinden emin olduğumuz, gelecek adına asla umut vermeyen ve orta yaşlarını aşmış Ryan Donk, Tarık Çamdal, Umut Bulut, Furkan Özçal ve Endoğan Adili ile yolları ayırmamız şart.

İkinci kategori, tecrübe kazanmaları için kiralık olarak gönderilmesi gerekenler:
Burada özellikle Koray Günter ve Jose Rodriguez öne çıkıyor. Her iki oyuncunun da çok iyi kumaşları olduğunu düşünüyorum. Galatasaray ileride bu oyunculardan yararlanabilmek için onları minimum 25-30 maç oynayabilecekleri yarışmacı bir takıma, gerekirse maaşlarını cebinden ödeyerek kiralamalı. Bu kategori için sayacağım üçüncü isim ise Emre Çolak. Önce sözleşmesini uzatıp sonra da -tercihen- yarışan bir Anadolu kulübüne kiralamalıyız. Bir sezon boyunca istikrarlı olarak 25-30 maç oynayan bir Emre çok başka bir seviyede geri dönebilir.

Üçüncü kategori, Çin ya da Arap pazarında değerlendirilmesi gerekenler:
Aslında, ederini bulan oyuncu kesinlikle satılması gerektiğinden, tüm takımı bu kategoriye koyabiliriz. Ancak burada saha içinde bize kayıp olarak dönmeyecek futbolcuları sayacağım. Podolski, Dzemaili, Yasin ve Donk (bu kategoriye de giriyor) burada sayacağım oyuncular. Bu oyuncuların satışı belli bir miktarda bonservis geliri getireceği gibi bizi önemli bir maaş yükünden de kurtaracaktır.

Şimdi son halde elimizde kalan oyunculara bakarsak, kaleci ve sol bek hariç her bölgeye takviye yapmamız gerektiğini düşünüyorum. O yüzden geriye kalan bu bölgeleri ihtiyaç sırasına göre tek tek değerlendireceğim.

1.       ORTA SAHA       : Melo’nun son iki yılında sallanmaya başlayan ve gidişiyle de yerle bir olan bölgemiz. En az iki transfere ihtiyacımız olduğu kesin. Burada Selçuk, Bilal ve Sneijder gibi birbirine benzeyen, toplu oyunda çok iyi, pas oyununu üst seviyede oynayan, uzaktan şut çekebilen ve yaratıcı oyunculara sahibiz. Ancak topsuz oyunda alan kapatacak, pas arası yapacak, takımın hücum~savunma geçişlerini süratlendirebilecek ve özellikle de takımın bu pozisyondaki (hem kuvvet hem de koşu mesafesi olarak) fiziksel açığını kapatabilecek iki iyi oyuncuya ihtiyacı var. Bana kalırsa bu sezon yaşanılan savunma zafiyetinin de en temel sebebi takımın bu eksikliğiydi. Dolayısıyla bu pozisyonu en az iki transferle kuvvetlendirmek Galatasaray için elzem.

2.       FORVET               : Bahsettiğim omurganın son halkası da bu mevki. Galatasaray’ın forvet ihtiyacını zaten anlatmaya gerek olduğunu bile düşünmüyorum. Çünkü niteliği geçtim, nicelik olarak dahi yeterli forvet oyuncumuz yok! Bu sezonu sadece Umut Bulut ile geçirdik ki Umut artık Galatasaray seviyesinin çok altında. Burada daha önce uygulanmış olan ve direkt etki eden ‘Elmander + Necati’ benzeri bir hamle yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bir adet ligi bilen ve ne vereceğini bildiğiniz, bir adet de komple bir forvet oyuncusuna ihtiyaç var. Beşiktaş’ın ‘Gomez + Cenk Tosun’ hamlesini de buna benzetebiliriz. Bunun Türkiye Ligi’nde her zaman tutacak bir formül olduğu düşüncesindeyim. Örneğin Eren Derdiyok (sakatlık durumu kritik tabii) ‘ligi bilen’ kontenjanı için biçilmiş kaftan.

3.       STOPER              : Mevcut stoperlerin yanına kilit bir stoper transferi yapılması şart. Hakan ve Chedjou’nun oyun kurma kabiliyeti, Semih’in sürati zaten mevcut. Bu durumda zayıf karnımız hava topları, pozisyon bilgisi ve istikrar. Bu transfer de bana kalırsa olmazsa olmaz. Bu pozisyonda sahip olduğumuz oyuncuların kalitesiz olmadığını, -tercihen- Kuzey Avrupa ülkelerinden alınacak bir stoperin bu bölgeyi oldukça kuvvetli hale getireceğini düşünüyorum.

4.       SAĞ BEK            : Yaz kampını bizle geçirmiş bir Linnes’in şu ana kadarki performansından çok daha fazlasını vereceğini düşünüyorum. Ancak onu savunmada daha dengeli bir transfer ile rotasyona sokmamız gerekiyor. Yine de en kötü ihtimalle eldeki oyunculardan Semih bu bölgede Linnes’i yedekleyebilecektir.

5.       KANAT                 : Buradaki ihtiyacın Yasin’in Çin veya Arap liglerine pazarlanabilmesi ihtimaline göre değişeceğini düşünüyorum. Bruma ve Sinan birbirini yedekleyebilecek ve potansiyelleri çok yüksek oyuncular. Olcan da tecrübesi ile kanat rotasyonunda katkı verebilecek bir isim. Yine de Galatasaray’ın bu pozisyonda Alper Potuk, Olcay Şahan ve Engin Baytar gibi orta saha özelliklerine de sahip olan ve oyunun savunma tarafında da katkı verebilecek bir oyuncuya ihtiyacı var. Ancak, Emre Çolak’a bu sezon Oğuzhan Özyakup’un yaşadığı ilerlemeyi yaşatabilecek bir teknik adam ile anlaşılması durumunda Emre bu açığı kapatabilecek özelliklere fazlasıyla sahip.


Sonuç olarak en acil ve elzem transfer ihtiyacının orta saha, forvet ve stopere alınacak olan 5 oyuncu olduğunu düşünüyorum. Galatasaray teşhisi doğru koyarak tedaviyi de doğru yapmak zorunda. Yani ne yapıp etmeli, bu beş transferi hata yapmadan bitirmeli. Tabii ki ayrıca transfer edilecek bir sağ bek, bir kanat ve Telles’in ayrılması durumunda bir sol bek de takıma katkı sağlayacak transferler olur ancak bunların çok da hayati ihtiyaçlar olmadığı düşüncesindeyim. Scout ekibi ile ortak olarak yürütülecek bir çalışma ile bahsettiğim beş oyuncu Galatasaray’ın içinde bulunduğu mali darboğaz içinde dahi bulunabilir. Eğer bulunursa da Galatasaray’ı 2017’de tekrar zirveye oynarken görürüz.

20 Ocak 2016 Çarşamba

UEFA SOPASI : FINANCIAL FAIR PLAY

Uzun bir süredir yeni yazı yazamadıktan sonra keyifli bir konu başlığıyla dönmek isterdim ancak ne yazık ki bu mümkün olmadı. Bildiğiniz gibi UEFA resmi internet sitesinden yaptığı açıklama ile denetleme kurulunun Galatasaray dosyasını Kulüp Finansal Kontrol Heyeti’ne göndermeye karar verdiğini bildirdi. Ancak birçoklarımızın kafasındaki soru işareti şu: Peki bu ne anlama geliyor?

Bugün sizlere bu sorunun cevabını vermeye çalışacağım. Bunun soru-cevap şeklinde ilerleyerek daha verimli olacağını düşündüğüm için yazının geri kalanına bu şekilde devam ediyorum.


Finansal Fair Play (FFP) nedir?
FFP UEFA’nın Ekim 2009’a kabul etmiş olduğu, Avrupa kulüplerinin mali yapılarını kontrol altına alarak futbol kulüplerinin büyük borç yüklerinin altına girmelerini ve gelirleriyle orantılı olmayan giderler yapmalarını engellemeyi amaçlayan kurallardır. Aynı zamanda Rus ve Arap sermayesi gibi futbol dışı büyük sermayelerin kontrolsüz biçimde futbol piyasasına girişini denetim altına almaktadır.


FFP tam olarak neyi denetliyor?
Bu konunun sıklıkla yanlış bilinen bir mevzu olduğu düşüncesindeyim. FFP kulüpleri profesyonel vergi denetim şirketleri gibi bir denetime sokmuyor. Yani bu denetimi daha dar olarak değerlendirmeliyiz. FFP kulüplerin futbol içi bilançolarını denetlemektedir. Örneğin Galatasaray’ın Adnan Polat döneminde şirket birleşmesi için bankalardan almış olduğu yüklü krediler UEFA’nın denetimi altında değil. Bu borçlanma bugün Galatasaray’ın yaşadığı mali dar boğazda etkili olmuşsa da UEFA’nın denetlediği asıl şey futbol içi harcamalar. Yani büyük ölçüde transfer ve yıllık ücret harcamalarına bağlı olan gelir-gider dengeleri.


Galatasaray ne zamandır denetleniyor?
Galatasaray da her Avrupa takımı gibi 2009 yılından itibaren gözlem altına alınan kulüplerden bir tanesi. Ancak geçtiğimiz gün yapılan açıklamaya sebebiyet veren süreç 2012 yılında başlıyor. UEFA o dönemde Galatasaray yönetimine bir ihtarda bulunuyor ve özetle takip edecek üç sezonda alacak-verecek farkının her yıl için maksimum 30 milyon € olabileceğini, aksi takdirde cezai müeyyidelerin devreye sokulacağını söylüyor.


Galatasaray bu süreçte ne yaptı?
Ancak Galatasaray 2012-2013 sezonunu 30+, 2013-2014 sezonunu 70+, 2014-2015 sezonunu ise 50+ milyon Avro zarar ile kapatarak yükümlülüklerini hiçbir sezonda yerine getiremiyor. Kulüp yönetiminde yaşanan birden fazla olağanüstü gelişmeden tek tek bahsetmeyeceğim ancak en nihayetinde bugün UEFA’ya karşı son savunmayı 2015’in yaz aylarında Galatasaray başkanı sıfatıyla Dursun Özbek ve ekibi gerçekleştiriyor.


UEFA’nın son deklarasyonunun tercümesi nedir?
UEFA’nın resmi internet sitesinden yaptığı açıklamanın Türkçe'sini soracak olursanız, cevabını şöyle verebilirim. Yani diyorlar ki: Biz seni gözlemledik ve doğru yolda olmadığını gördük. Bunun üzerine de uyarımızı yaptık, sana yeteri kadar süre de verdik ve sınırlandırmalar getirdik. Ancak bu sürenin sonunda baktık ki sen uslanmamışsın, yaptığın son savunmayı da yeterli bulmadık ve yakın vadede kendini düzeltebileceğine inanmıyoruz. Tüm bunların sonucunda sana hak ettiğin cezayı vermek üzere dosyanı ilgili heyete göndermeye karar verdik.


UEFA Kulüp Finansal Kontrol Heyeti’ne gönderilen başka bir dosya var mı?
Galatasaray her zaman enlerin ve ilklerin takımı olmuştur. Bu özelliğini Avrupa’da da göstererek Avrupa futbolunda bir ilke imza atmış oldu. Yani Galatasaray FFP denetlemeleri sonucunda kendilerine uyarı yapılan ya da tedbir uygulanan kulüpler içinde savunması yeterli ve projeleri inandırıcı bulunmayan, bu sebeple de cezalandırılmak üzere dosyası Kulüp Finansal Kontrol Heyeti’ne gönderilen ilk Avrupa kulübü oldu.


Bu “ilk”i nasıl yorumlamak gerekiyor?
Bu tabi ki hukuki bir yorum olmayacak. Ancak UEFA’nın FFP uygulamalarına verdiği önem ve bu konuda gösterdiği ciddiyet göz önünde bulundurulduğunda; Galatasaray’a verilecek cezanın ilk olması suretiyle ileride söz konusu olabilecek diğer muhtemel dosyalara emsal niteliğinde olacağı da düşünülürse, alınacak cezanın maalesef üst seviye bir ceza olacağı görüşündeyim.


Kulüp Finansal Kontrol Heyeti Galatasaray’a hangi cezaları verebilir?
Bu noktada Galatasaray’ın bir ceza yiyeceği artık kesin. Henüz belirsiz olan ve Şubat ayı sonunda açıklanacak olan konu ise bu cezanın türü. UEFA bu noktada uyarı, kınama, puan silme, UEFA organizasyonları gelirlerinden alıkoyma, UEFA organizasyonlarına yeni oyuncu kaydı yapmaktan yasaklanma, UEFA organizasyonlarına kaydı yapılabilecek oyuncu sayısında kısıtlama ve turnuvalardan men gibi çok çeşitte cezalar öngörüyor. Galatasaray Şubat sonu itibariyle bu cezalardan bir veya birkaçı ile karşı karşıya kalabilir. En muhtemel senaryo ise maalesef UEFA turnuvalarından men cezası gibi gözüküyor.


Galatasaray ara transfer sezonu sonuna dek başka bir transfer yapabilecek mi?
Aslında teknik olarak UEFA'nn Galatasaray’a transfer yasağı koyma gibi bir yetkisi bulunmuyor. Yani Galatasaray her zaman transfer yapma hürriyetine sahip. Ancak UEFA kendi turnuvalarında Galatasaray’ın yeni bir oyuncu kaydı yapmasını yasaklayabilir. Bu doğrultuda cezanın Şubat sonu açıklanacak olması sebebiyle 2016 yaz transfer dönemine kadar bir kısıtlama olması mümkün değil.


Yorum: Bundan sonra ne yapmalı?
Galatasaray’ı bu utanç verici noktaya getiren kim sorusunun cevabı bana kalırsa çok net: Galatasaray Genel Kurulu. 2000’li yılların başından itibaren kulübün başına gelen her başkan az ya da çok Galatasaray’ın borç yükünü arttırdı. Şu anda Galatasaray büyük bir ceza ile karşı karşıyayken, Galatasaray’ın son 15 yılda başında bulunan tüm başkanlar ve yönetimleri ise her şeye rağmen genel kurul tarafından mali olarak ibra edildi!


Artık Galatasaray Genel Kurulu çoğunluğu liseli birkaç bin yaşlı aristokrat lokali olmaktan çıkmak zorunda. Kulübü yönetecek kadroyu oylarıyla belirleyen bu genel kurula dahil olmak şu anki tüzüğe göre çok zor ve uzun bir süreç ile büyük bir maddi kaynak gerektiriyor. Lise mezunlarına tanınan imtiyazlı üyelik sayesinde ise Galatasaray Lisesi mezunları “kulübün sahibi” sıfatını kendilerine yakıştırmakta bir beis görmüyor. Bu tüzük değişmediği, bu düzen bozulmadığı müddetçe Galatasaray bu kitlenin güç oyunları arasında hırpalanmaya mahkumdur.

Bugün 25 milyona yakın taraftara sahip, bütün dünyanın ismini ezbere bildiği devasa bir kulübün geleceği 8-9 bin aktif üyenin olduğu bir genel kurula bağlanmış vaziyette. Bu sebeple de spor yönetimi konusunda bilgisiz ve tecrübesiz ancak para piyasasında başarılı iş adamları Galatasaray başkanı olmak için geliyor; yönetim kadrolarını spor yönetiminde uzmanlaşan eski sporcular, hesap uzmanları vb. kimselerden oluşturmak yerine, Lise kültürüne göre sözünden çıkılmayacak forsa sahip “ağabey”lerin işaret ettiği isimlerden oluşturuyor. Bu yönetimler sportif başarıyı kaybettiği anda ise aynı “ağabey”ler tarafından uygulanan linç politikasıyla koltuklarından uzaklaştırılıyor. Kulüp yönetiminden uzaklaşan bu başkanlar ise arkalarında milyonlarca Avro borç bırakarak ellerini kollarını sallaya sallaya, ibra edilmiş olmanın verdiği dayanılmaz hafiflik ile kendi şirketlerinin başına geri dönüyorlar. Galatasaray ise  bu kısır döngü içerisinde potansiyelinin çok altında, istikrarsız başarılar ile avunmak mecburiyetinde kalıyor.

Son on – on beş yılda yapılan tüm teknik hataların temelinde idari hatalar yattığına şüphe yok. O sebeple Galatasaray artık önüne bakmalı ve teşhisi doğru koyup acilen tedaviye başlamalıdır. Genç, nitelikli ve tabana yayılmış bir genel kurul tarafından seçilen ve aktif olarak denetlenen yönetim kurullarının yönettiği; tüketmeye değil üretmeye odaklanmış, kişilerin değil projelerin ön planda olduğu bir idari politikaya kavuşmalıdır.


Bana kalırsa bu Galatasaray için kaçınılmaz bir son ve bu son er ya da geç gelecek. Ancak bu kısır döngü içerisinde boşa geçirilecek her yeni sene bu sonu daha da acılı hale getirecek. UEFA’nın bu yaptırımı belki de tüm bunlar için başlangıç olur ve daha kısa zamanda, daha acısız bir şekilde bu geçiş gerçekleşir. Bakarsınız gerçekten de bir musibet bin nasihatten yeğdir.

13 Eylül 2015 Pazar

Gergin Galatasaray

Galatasaray yeni sezona kendi sahasındaki ikinci maçı da kazanamayarak başladı. Hem de rakipleri Osmanlıspor ve Mersin İY gibi ligin oldukça zayıf ekipleriydi. Dördüncü maçında ancak 5 puan toplayabilen Hamzaoğlu, fiyasko şeklinde geçen transfer döneminin ardından gelen ağır eleştirilerden etkilenmiş gözüküyor. Bana kalırsa geçtiğimiz sezon boyunca en zorlu maçlarda dahi düşmediği hatalara yeni sezonun hemen başında, peşi sıra düşmeye devam ediyor. Oysa Galatasaray tüm yapılan eleştirilere rağmen içerideki iki kolay maçını kazanmış olsaydı şu anda ligin zirvesinde yer alacak ve Hamzaoğlu da güven tazeleyerek salim kafayla yoluna devam edebilecekti.

Hamzaoğlu Mersin maçından sonra bir geçiş sürecinde olduklarını ve zamanla düştükleri bocalama döneminden çıkacaklarını söyledi. Onun bu ifadesine kısmen katılıyorum; nitekim Galatasaray gerçekten de bir geçiş sürecine girdi ve biraz zamana ihtiyacı olduğu ortada. Ancak Hamzaoğlu ligin başından beri ısrarla oyuna sürdüğü hatalı ilk on birlerle elindeki fikstür avantajını kullanamadı. Artık onu çok daha zor ve sıkışık bir fikstür bekliyor ancak mevcut kredisini çoktan tüketti bile.

Öncelikle şunu belirteyim, Melo ve Telles’in son gün satılması, söz konusu rakamlar ile pek de hatalı bir hamle değil. Bana kalırsa lige kötü başlamanın asli sebepleri arasında da yer almıyor bu ayrılıklar. Ancak eksiklerin giderilmemiş olması gerçekten takımı oldukça olumsuz etkiliyor. Grosskreutz fiyaskosu da bunun tuzu biberi oldu. Oysa ki Alman oyuncu takımdaki birkaç yaraya birden merhem olabilecek bir isimdi. Şimdi gelelim bahsettiğim hatalara.

Hamzaoğlu Süper Kupa’yı kazandığı Bursa maçında orta sahada Bilal-Selçuk ikilisinin önünde Yasin-Sneijder-Podolski-Burak dörtlüsünü oynatmıştı. Sezonun ilk resmi maçında gerçekten çok silik bir futbol oynanmış, geriye dönüşlerde inanılmaz eksiklikler olmuş ancak Muslera’nın birkaç sihri ve Bursa’nın dağılmış takımını o dönemde toparlayamamış olması sayesinde kupa kazanılmıştı. Ne Burak, ne Yasin, ne Sneijder ne de Podolski oyunun defansif tarafını oynayabilen oyuncular değil. Bunlardan hiçbirinin topun arkasına zamanında geçerek alan kapatmak ve top kazanmak gibi özellikleri yok. Yalnızca Yasin üst düzey fizik kalitesiyle bu açığını fazla koşarak kapatabiliyordu ancak o da yeni sezonda  ideal fizik seviyesinde görünmüyor. Eğer takımınızın ileri dörtlüsü böyle komutan tipi oyunculardan kurulu ise bu dörtlünün defansif zafiyetlerini gizlemenin tek yolu onların etrafına en az iki asker koymak ve pis işleri onlara yaptırmaktır. Ancak Hamzaoğlu’nun elinde böyle oyuncular yok! Orta sahadaki alternatifler bu tanıma uygun oyuncular değil, aksine onlar da komutan! 
Bu noktada Melo’dan da söz etmek gerekiyor. Birçok yorumcu Melo’nun bu askerlik görevini yapabildiğinden bahsediyor. Buna katılmıyorum; özellikle son iki sezonda yaşı ilerlemiş olan Melo önceki yıllarda yaptığı o iştahlı baskıyı uygulayamayan, top kazanmakta güçlük çeken, ileri çıktığı zaman geri dönemeyen bir oyuncu haline gelmişti. Ancak Melo çok akıllı bir oyuncu. Bu durumun kendisi de farkında olduğu için, ilerdeki komutanların defansif katkıya ihtiyacı olduğu anlarda kendisini stoperlerin arasına atıyor ve rakibe bu bölgede kalabalık bir defans gücü ile cevap veriyordu. Gel gelelim bu durumda da Galatasaray durmaksızın baskı yiyen ve rakibine ceza sahası dışından bolca şut çekme fırsatı veren bir görüntüdeydi. İşte bu açık da geçtiğimiz sezon izlediğimiz ekstra bir Muslera performansı ile kapatıldı. Ceza sahasına gömülü oynayan bu Galatasaray rakiplerini tek farklı galibiyetler ile geçiyordu. Yani Melo kalmış olsaydı da bu defansif zafiyet devam ediyor olacaktı.  
Peki yeni sezonda yapılması gereken hamle neydi?

Aslında çok basit. Melo zaten gitmek istiyorken onu tutmak artık akıl karı değildi. Ancak orta sahaya az önce bahsettiğim açıkları kapatabilecek, genç, sert, tempolu ve güçlü bir askerin transfer edilmesi gerekiyordu. Bu hamlenin yapılmamış olması, şu anda yaşanılan puan kayıplarının temel sebebidir bana göre. Hamzaoğlu da Bursa maçında yaşanan zafiyeti görmüş ve ligin ilk haftasında oynanacak olan zorlu Sivas deplasmanı öncesinde buna önlem almak istemişti. Böylece ilk on bir tercihlerinde yapılacak hatalar silsilesi de başlamış oldu. Hamzaoğlu Burak’ı yanında oturtarak ilerideki komutan sayısını dörtten üçe indirip, problemi çözmek niyetindeydi. Fakat Burak yerine oyuna sürdüğü isim bir komutan olmayan ancak kendisini bir komutan zanneden Olcan’dı. Olcan da tembel bir oyuncu olduğu için bu yaraya merhem olamadığı gibi, hücumdaki çeşitliliğe de ket vurmuş oldu. Problem sürüyordu. Sıradaki Osmanlıspor maçında ise bu kez Yasin’i kenarda görüyorduk. Hamzaoğlu ileri dörtlüyü üçe indirmek fikrinde haklıydı, ancak yerine oynattığı isim yine hatalı bir tercih olmuştu: Umut Bulut. Eski fizik gücünün çok uzağında olan Umut belki geri koşuyordu ancak bunlar çok etkisiz koşular. O da top kazanamıyor, o da doğru baskıları yapamıyor, sonuçta Galatasaray defansif zaafını kapatamıyordu. Muslera da artık kurtarıcı olmak bir tarafa, yediği hatalı gollerle puan kayıplarına ortam hazırlıyordu.

Konya maçında da Umut tercihi değişmemişti ancak fark Melo’nun dönüşü olmuştu. Yine adeta üçüncü bir stoper gibi oynadı Melo bu mücadelede. Nitekim Sneijder’in son 5 dk’da gelen gollerini bir tarafa bırakırsak, geçen sezondaki tek gollü galibiyetlerin bir kopyasını izlemiştik adeta. İşte bu galibiyetin ardından döndü denilen Melo Milano uçağına bindi; apar topar İstanbul’a getirilen Grosskreutz ise tarihi bir fiyasko sonucu Ocak’a kadar oynatılamamak suretiyle transfer edildi. Önceki yazımda da bahsettiğim gibi, orta sahadaki bu boşluğu doldurmanın ilk yolu olan; bu bölgeye direkt oynayacak bir oyuncu transferi gerçekleştirilememiş olsa da; ikinci yol olan, kanatlardan birine bir asker oyuncu transferi gerçekleştirilmişti. Yani hepimiz öyle zannettik. Fakat Ocak ayına dek bu ikinci yol da Galatasaray’a kapanmış oldu.

Hamzaoğlu da bu gelişmelerin üzerine gelen Mersin maçında, hatalı on birlerine bir yenisini daha ekledi. Bursa maçında denediği ve hüsranla sonuçlanacağı belli olan sisteme geri dönmüştü. İleri dörtlüyü üçe indirmekten vazgeçti adeta. 
Bu dörtlüyü bir arada sahaya sürecekseniz onları taşıyacak oyuncuları da etraflarına koymalısınız. Ancak orta sahada seçenekleriniz Jose, Selçuk, Bilal ve Hamit iken; sağ bekiniz Sabri iken bu dörtlüyü bir arada ilk on bire koyamazsınız! 
Hele ki öndekileri taşıyacak oyuncularınızdan biri olan Carole cezalıyken, yerine Olcan’ı koyduysanız bu ileri dörtlüde ısrar etmek intihar olur.

Açıkçası bana kalırsa mevcut kadronun içerisinden çıkartılabilecek çözüm ortada. Çözüm; bu ileri dörtlüden birinin kesinlikle yedeğe çekilerek kanatlardan birine orta saha özellikli oyuncularınızdan birini yerleştirmektir. Daha somut konuşmak gerekirse, aşırı derecede temposuz olan Podolski, hazır olana dek yedeğe çekilmeli ve yerine Emre Çolak ilk on bire monte edilmelidir. (Podolski hazır olduğunda ise sol kanatta Yasin ile rotasyona girmelidir). Böylece orta sahanın ortasındaki ikiliniz Selçuk ve Jose’nin yanına gizli bir üçüncü orta saha olarak Emre’yi koyar, öndeki Sneijder’i de 70 metre adam kovalamak zorunda bırakmazsınız! Sneijder’in böyle 70 m oyuncu kovalayarak top çalması onun özverisini gösterir ve bu taraftarın tabi ki hoşuna gider. Ancak eğer siz Sneijder’i bu müdahaleyi yaparken gördüyseniz bilin ki o takımda çok önemli defansif zafiyetler mevcut. Bu geri dönüşleri Sneijder’e yaptırırsanız, bu sefer ileride topu çekip 90’a vuracak hali kalmaz, siz de maçı kazanamazsınız.


Hamzaoğlu bu tarz teşhisleri geçtiğimiz sezon çok başarılı bir şekilde koymuş ve tedavileri de vakit kaybetmeden uygulamıştı. Ancak bu sezon içinde bulunduğu gergin ortam onu çok etkilemiş olmalı. Nitekim onun gerginliği takımına da sirayet etmiş durumda. Önceki sezon boyunca kırmızı kart görmeyen ve sadece oyununu oynamaya odaklanan Galatasaray takımı; yeni sezonda yerini ilk beş resmi maçta üç kez kırmızı kart gören ve oldukça gereksiz bir şiddetle hakemlere oynayan bir takıma dönüşmüş durumda. Bu gerginlik oyunculara gol yapma noktasında da zorluklar yaşatıyor. Puan kayıpları yaşanırken kötü oyuna rağmen yakalanan birçok net pozisyondan yararlanamadı sarı kırmızılı futbolcular. 

Hamzaoğlu’nun milli aradan faydalanarak sakinleşeceğini ve artık doğru hamleleri yapacak olduğunu düşünmüştüm ancak Mersin İY maçında beni yanılttı. Hamzaoğlu hala oldukça gergin ve bu baskı ona hata yaptırıyor. Artık bir an önce sakinleşerek en iyi bildiği işi yapmalı ve takımın zaaflarına çözüm üretmeli. Aksi takdirde önündeki zorlu fikstürden hasarsız çıkması imkansız hale gelecek ve artık daha fazla hasar alacak kredisi de kalmadı.

2 Eylül 2015 Çarşamba

Deadline Day

Her futbolsever için bayram niteliğindeki günlerden biridir bu gün. Piyasanın domino etkisine uğradığı ve takımların eksiklerini kapatmak adına son nefesleriyle yaptıkları hamleler sonucunda yüzlerce oyuncunun kulüp değiştirdiği bir gündür. Böylece yüzlerce yeni beklenti, milyonlarca taraftarı sarmış olur. Peki bu kutsal günde bizim kulüplerimiz ne yaptı? Eksiklerini kapatabildiler mi? Yoksa tam tersine elindeki değerleri mi kaybettiler?



Öncelikle Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzon’dan başlamak istiyorum. Çünkü uzun yaz transfer sezonunu çok yüksek tempoda geçiren bu kulüplerin, son günlerde meydana çıkan bu karmaşaya girmemeleri mantıklıydı, öyle de oldu.

Beşiktaş’ın kaleci, stoper ve (mevcut sakatlıklar sebebiyle) bir orta sahaya ihtiyacı olduğunu düşünüyordum. Bu mevkilere ilişkin basında birçok isim okuduk ancak Beşiktaş son günlerde sessiz kalmayı tercih etti. Tabi ki son günde 2-3 transfer gerçekleştirmek genellikle tutmayan bir aşıdır. Oğuzhan ve Necip’in formu; Tolga – Şenol Güneş bağı düşünülürse orta saha ve kaleciden vazgeçmiş olmaları da akıllıca olabilir. Ancak bana kalırsa Beşiktaş ne yapıp edip, son gün de olsa, hızlı ve içgüdüleri yüksek bir stopere imza attırmalıydı. Sezon genelinde bu problem ile karşı karşıya kalacaklarını tahmin ediyorum.


Trabzon ise geçen yaz takımını baştan aşağı yenilemeye kalkıp, inanılmaz bir plansızlık sonucunda milyonlarca avroyu adeta sokağa dökmüştü. Şimdi ise bu ağır müsibet bin nasihattan iyi etki yapmış olacak ki Süleyman Hurma liderliğinde, akıllıca bir transfer dönemi geçirildi. Son güne kadar yapılmış olan 7 transferin 6’sı şu anda lige çok iyi giren Trabzon’un 11’ine doğrudan yerleşen oyuncular. Son günlerde ise stoper Douglas ve Marin hamleleri geldi. Ben Douglas’ın da ilk on bire doğrudan girecek bir transfer olduğunu düşünüyorum. Marin ise sanırım bir fırsat transferi oldu. Chelsea’ye transfer yaptıktan sonra darmadağın olan özgüveni yeniden ortaya çıkarsa, Trabzon’un hücumuna liderlik edecek bir yıldız haline gelebilir. Ancak daha yüksek olan ihtimal, fizik olarak ezilerek ligde forma bulamayıp, kupa maçlarında etkili olacak bir performans ortaya koyması. Trabzonspor bu başarılı transfer operasyonu sonucunda tekrar zirveye aday bir takım olduğunu hatırlatmıştır.


Fenerbahçe’nin 2015 yazı belli ki uzun yıllar boyunca hatırlanacak bir yaz olacak. Nasıl hatırlanacağını önümüzdeki süreç gösterecek tabi ki ancak başarısız olma ihtimali minimalize edilmiş bir kadro karşımızda duruyor. Son günlerde ise ufak bir hareketlilik daha yaşadı sarı lacivertliler. Moussa Sow takımdan ayrılırken, genç Lazar Markoviç Liverpool’dan kiralandı. Naçizane görüşüm bu iki hamlenin de olumsuz olduğu yönünde. Sebebine gelirsek; öncelikle Fenerbahçe’nin bu yıldızlar topluluğu kadrosunda asli bir eksik bir bölge mevcut, bir stoper. Bu bölge es geçildi. Bunun yanında daha önceki yazılarımda da bahsettiğim üzere bir kanat oyuncusu da Fenerbahçe’nin bu gösterişli kadrosunun iki yönlü bir orta saha ile birlikte ihtiyaçlarındandı. Ancak aradan geçen süre zarfında yine Bursa’nın kapısı çalındı ve Volkan Şen ile Ozan Tufan bu yaralara merhem olmak üzere getirildi. Yani gerekli müdahale de böylece yapılmış oldu. Buna rağmen transferin son günlerinde stoperdeki gedik unutularak Volkan Şen ile güçlendirilen bölgeye bir de Markoviç kiralandı. Markoviç henüz 21 yaşında ve potansiyeli gerçekten çok ama çok yüksek bir oyuncu. Bunu tabi ki kabul ediyorum ancak Fenerbahçe bu yatırımı Markoviç’in geleceğine yapmış olamaz, nitekim satın alma opsiyonu bulunmuyor! Geçiş döneminde acil bir gedik kapatmak üzere alınmış bir oyuncu da olamaz, çünkü 4 milyon € bedele mal olan bir Volkan Şen transferi mevcut. Rotasyonu güçlendirmek için derseniz, halihazırda Stoch bu görev için gayet uygundu, bu da olamaz. Sonuç olarak Markoviç belki de bu sezon müthiş bir patlama yapacak ve Fenerbahçe’nin vazgeçilmezi olacak. Bu gayet olası bir senaryo. Ancak bu ihtimalde dahi Fenerbahçe Mayıs 2016’da böylesine önemli bir yıldızını kaybetmiş olacak.



Moussa Sow’un ayrılışı ise; FB adına bir süredir beklenen bir hadiseydi. Bu süre içerisinde ona bir alternatif bulunamamış olması adeta Terraneo’ya yakışmadı! 4-2-2-2 gibi bolca forvet gerektiren bir sistem benimsenmişken, elinizde yalnızca iki adet forvet kalmış olması bu sistemin değiştirilmek zorunda kalınmasına sebep olacaktır diye düşünüyorum. Tüm bunların yanında, Fenerbahçe’nin tandeminde hala önemli bir sıkıntı olduğunu da ortada.


Gelelim transfer serbestliğinin son gününü oldukça fırtınalı geçiren son şampiyon Galatasaray’a. Galatasaray bu kutsal günde 3 kupalı takımının ilk on birinden iki Brezilyalı, Felipe Melo ve Alex Telles’i İnter’e yollarken; Cenk Gönen, Denayer ve Grosskreutz’u kadrosuna kattı. Peki 31 Ağustos 2015 Galatasaray’a ne kazandırır,  ne kaybettirir?


Öncelikle geçtiğimiz sezon kazanabilecek bütün kupaları müzesine götüren bir takım olduğundan, ancak buna rağmen bu takımın çok önemli eksikleri bulunduğundan daha önce de bahsetmiştim. Nitekim hava toplarında etkili olacak, savunmaya akıllı bir agresiflik kazandıracak uzun bir stoper1; orta alanda takımın baskı ve top kazanma yükünü sırtlayabilecek tempolu bir orta saha2; özellikle Şampiyonlar Ligi’nde ve derbilerde geriye dönüş sıkıntıları yaşamayacak bir sağ bek3; Burak Yılmaz’ı zorlayabilecek ve hücuma çeşitlilik kazandırılabilecek bir forvet4; ve nihayet, Muslera’ya grip olabilme özgürlüğü verebilecek güvenilir bir yedek kaleci5  Galatasaray’ın ihtiyaçlarıydı.

1.       Stoper: Bu ihtiyaca cevap verebilmek adına transferin son gününde Manchester City ve Belçika milli takımının büyük beklenti içinde olduğu genç oyuncu Jason Denayer kiralandı. Bu transferi az önce bahsettiğim Markoviç transferine benzetebiliriz. İlk bakışta olumsuz gözüküyor. Ancak arada küçük bir fark var. Galatasaray geçiş sürecinde, acil bir ihtiyacı gidermek adına bu bölgeye Denayer’i getirmiş olabilir. Ancak bu sezonu harika da geçirse, satın alma opsiyonu bulunmadığı için sezon sonunda City’ye dönecek ve bu bölgede yeniden transfere ihtiyaç duyulacaktır. Tabi ki genç oyuncunun bu bölgedeki eksikliği kapatıp kapatamayacağı da şimdilik meçhul. Şu anda elimizdeki en önemli veri geçtiğimiz sezon henüz 19 yaşındayken İskoçya Ligi ve Şampiyonlar Ligi dahil olmak üzere 44 maçta oynamış olması.

2.       Orta Saha: Buradaki ihtiyaç iki şekilde kapatılabilirdi. Ya artık yaşlanan, temposunu tamamen kaybeden ve oyunda kaldığı bölümlerde stoperlerin arasına saklanan Melo’yu kızağa çekecek genç bir ön libero transferi yapılabilirdi. Ya da sağ açığa; top kesme (pas arası yapma), bire birde top kazanma ve agresiflik gibi defansif orta saha özellikleri bulunan tempolu bir oyuncu alınarak orta sahanın ortası bu şekilde desteklenebilirdi. Sanırım 1,5 milyon €’ya gerçekleştirilen Grosskreutz transferi bu eksiği kapatmak için son dakikada yapılabilecek en iyi hamleydi. Bu transfer Galatasaray’ın mevcut riyakar ve beceriksiz yönetiminden beklenmeyecek derecede iyi bir hamle oldu. Grosskreutz; Selçuk (Hamit) ve Jose (Bilal)’den oluşacak, top kullanma becerisi Avrupa standartlarında olsa da, en büyük eksiği defansif meziyetler olan orta sahanın bu zafiyetini görünmez hale getirebilir. Tabi ki Alman oyuncunun sağlık durumu bu noktada oldukça kritik.

3.       Sağ Bek: Sezon başında Sabri’ye yapılan zamlı yeni kontrat taraftarlar arasında adeta bir ayaklanmaya sebebiyet vermişti. Bu haklı serzeniş, Sabri’ye alternatif alınmayan her gün artarak devam etti; ta ki sezon başlayana kadar. Sabri, ilk üç hafta yaptığı üç asist ve verdiği iyi performansla şimdilik tepkiyi sonlandırmış gibi gözüküyor. Ancak ben zaten Sabri’nin bir hücum bek olarak Türkiye sınırlarında Caner ve Cicinho ile birlikte en etkili bek olduğunu düşünüyorum. Nitekim istatistikler de bunu doğrulayacaktır, örneğin bu üç oyuncu en yüksek isabetle orta yapma becerisi gösteren bek oyuncuları. Ancak Sabri’deki asıl problem Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi ve derbi maçlarında ihtiyaç duyduğu (ve duyacağı) defansif katkıya cevap verememekti. Bu problem hala devam ediyor. Ancak Grosskreutz hamlesi bir kesin çözüm olmamakla birlikte, bahsettiğim problemin minimuma indirilmesine yardımcı olacaktır. Galatasaray’ın sağ kanadında Grosskreutz – Sabri ikilisinin bu sezon genelinde ideal olduğunu düşünüyorum.

4.       Forvet: Bana kalırsa Burak Yılmaz patlayıcılığı, gücü, bitiriciliği, inatçılığı ve sahadaki açlığı ile birinci sınıf bir forvettir. Topsuz oyundaki eksikleri, ofsayta düşme ve gereksiz faul yapma alışkanlığı, kapalı savunmalara karşı bocalayabilmesi onun birinci sınıf olmasını engellemez. Gel gelelim birinci forvetiniz kim olursa olsun, mutlaka kulübenizde ona alternatif olacak bir forvet bulundurmanız gerekir. Galatasaray’da bu bölgeye transfer yapılmaması sonucunda Umut Bulut ve genç Sinan Gümüş eldeki alternatifler olarak gözüküyor. En iyi zamanlarında dahi ayırıcı özelliği baskı gücü ve fizik kuvveti olan Umut artık bu özelliklerini de kaybetmeye başlamış durumda. Umut’un bu saatten sonra Galatasaray’da ilk 11 oyuncusu olarak katkı verebileceğini düşünmüyorum. Ancak gole acilen ihtiyaç duyulduğunda, tecrübesi ve karambol yaratma özelliği ile, son yarım saat – on beş dakikalık bölümlerde kulübeden gelerek katkı verebilir. Forvette gözüken bu önemli eksik eğer genç Sinan Gümüş bir patlama yapmazsa Galatasaray’ın başını ağrıtacaktır. Gayet tabi Podolski bu bölgeye bir alternatif olarak görünebilir. Ancak Burak Yılmaz’ın ilk 11’de başlamayacağı her maç Galatasaray’ın pozisyona girmekte çok zorlanacağına delalettir.

5.       Yedek Kaleci: Geçtiğimiz sezon Sinan Bolat’ın kiralanmasıyla geçici olarak çözülen bu sıkıntı, transferin son günlerinde Cenk Gönen’in transfer edilmesiyle kalıcı olarak giderilmiştir. Şahsen Cenk’i bir kaleci olarak beğenmem. Çünkü verebileceği performansın maksimumu ile minimumu arasında bir uçurum vardır. Ancak gerek yaşı gerekse de maliyeti itibariyle, Taffarel faktörü de göz önünde bulundurulduğunda, problem çözen bir transfer olduğunu düşünüyorum.

Tüm bu çözülen veya çözülemeyen problemlerin üzerine, Galatasaray son günde Melo ve Telles’i kaybetti. Bu kayıpların yansımalarını da değerlendirmek istiyorum.



Öncelikle kamuoyundaki algının aksine, Melo’nun kaybının saha içinde takıma olumsuz değil, aksine olumlu döneceğini düşünüyorum. Bunun sebeplerini yukarıda da saydım, Melo’nun gidişinin saha içinde somut olarak Galatasaray’a yaşatabileceği tek handikap hava toplarında çıkıp vuracak oyuncu eksikliğinin iyice artmış olmasından başka bir şey değildir. Lakin Melo’nun eksikliği psikolojik olarak takıma önemli bir darbe vuracaktır. Her şampiyon takım, içerisinde “isyan eden” bir veya birkaç oyuncu barındırır. Melo da böyle bir oyuncudur. Agresifliği ile hem kendi taraftarının, hem rakip taraftarların, hem hakemlerin hem de rakip takım oyuncuların üzerinde etki kurmayı başarmış bir oyuncudur Melo. Bu etki kendisini Anadolu takımlarına karşı oynanan maçlarda hissettirmez ancak hedef maçlarında bu eksiklik kendisini gösterecektir. Grosskreutz, Podolski ve Chedjou karakter ve tecrübe itibariyle bu boşluğu doldurmaya aday isimler gibi gözüküyor. Onların bu hedef maçlarındaki görüntüsü Galatasaray adına kritik olacak.

Ticari olarak düşünüldüğünde ise bu ihraç, Galatasaray tarihinde eşine az rastlanır bir kazanç olmuştur. Melo için iki sezonluk kiralama ücreti ve bonservis bedeli olarak, Galatasaray toplamda 7,5 milyon €’yu Juventus’a ödedi. Melo’dan en efektif yaşlarında (28-32) alınabilecek maksimum katkı alındı ve Melo 32 yaşına gelmişken ve artık sahada hareket etmekte zorlanırken 3,7 milyon € gibi iyi bir fiyata satıldı. Hatta İnter önümüzdeki 3 sezon boyunca, Şampiyonlar Ligi’ne kalacağı her sezon için Galatasaray’a  500 bin € daha bonus ödemeyi taahhüt etmiş. Ayrıca Melo’dan açılan boşluk 20 yaşındaki, bedelsiz olarak transfer edilen Jose Rodriguez için müthiş bir fırsat ortaya çıkarmış da oldu.

Telles’e gelirsek; yine genel görüşün aksine Telles’in oldukça faydalı ve ümit vadeden bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Asla görevden kaçmayan, takım içi pis işleri yapmaya erinmeyen, çok çalışkan ve kendisine yatırım yapan bir futbolcu. Geçtiğimiz sezon takıma kazandırdığı hareketliliğin 3 kupada önemli bir payı olduğu görüşündeyim. Tabi ki fizik dezavantajı sebebiyle asla bir Carlos ya da Marcelo olamayacak. Ancak bir Filipe Luis olması bana göre çok olası gözüküyor. Zaten bu oyuncu transfer edilirken ilerde pazarlanmak üzere de getirildi. 6 milyon 150 bin € bedelle transfer edilmiş. Bu sezon mali krizde olan Troyes’un elinden çıkarmak durumunda olduğu, yine genç ve potansiyelli Carole de uygun bir fiyata alındı. Carole’un maksimumunun Telles kadar olamayacağını düşünüyorum ancak oyuncu tipi olarak Türkiye’ye daha uygun olduğu da aşikar. Bu şartlarda Telles’in iyi bir anlaşma sonucunda gönderilmesini akıllıca bulurdum. Fakat Telles için İnter ile yapılan anlaşma çok yanlış. 1,3 milyon € bedelle kiralandı (İnter'in UEFA'ya katılması durumunda 250 bin € bonus ödenecek) ve 8,5 milyon €’luk satın alma opsiyonu belirlendi. Eğer Telles bu sezon İnter’de patlama yaparsa zaten değeri en az 15 milyon € seviyelerine yükselecek, İnter 8,5 milyon €’luk opsiyonu kullanacak ve Galatasaray kardan zarar etmiş olacak. Yok eğer Telles İnter’de geriye gider ve İnter onu sezon sonunda satın almak istemezse 1,3 milyon € gibi çok da önemli olmayan bir bedel için Telles – Carole ikilisinden oluşacak sağlam bir sol bek rotasyonundan vazgeçilip, göbekli Olcan’a bel bağlanmış olacak. Bu yaz Bruma’da yapılan hata bana kalırsa Telles transferinde de tekrarlandı. Bu iki oyuncu için belirlenen satın alma opsiyonları kesinlikle daha yüksek olmalıydı.



Yine uzun bir yazı oldu :) Sabredip de sonuna kadar okuyan herkese teşekkürler…

4 Ağustos 2015 Salı

Güneş'in Beşiktaş'ı

Bu yazı sayfamda Beşiktaş ile ilgili yazdığım ilk yazı olacak. O yüzden öncelikle Beşiktaş’ın son durumu ile ilgili bir girizgah ile başlamak istiyorum.

Beşiktaş; önceki başkan Yıldırım Demirören’in siyasi erklerin talimatıyla TFF’nin başına geçerek başarısız yöneticilik kabiliyetlerini bu alanda sergilemeye devam etmesiyle birlikte, başındaki en büyük beladan adeta hiç ummadığı bir anda kurtulmuştu. Sonrasında göreve gelen Fikret Orman geldiği günden bu yana kulüp adına önemli ve temel değişikliklere gidiyor. İlk sezonunda dillere pelesenk ettiği “FEDA” sözcüğü ve bu mantalitenin çok hatalı olduğunu düşünüyorum. Bu hareket,  Beşiktaş’ı rakiplerine karşı kafa olarak geri düşürdü ve Beşiktaş hala bunun sıkıntılarını yaşıyor. Bunun yanında bir yanlışı da yaptığı bir doğrudan dönmek şeklindeydi Fikret Orman’ın. Doğru bir isim olup olmadığı tartışmaya açıktır ancak Önder Özen sportif direktör titri ile kulübe getirilmişti. Bu kulübe bir anlayışın transferi demekti. Buna ilk cesaret eden kulüp olmuştu BJK. Bu sportif direktörlük sistemi kulüplerimizi uzun vadeli başarıya götürebilecek yegane sistemdir ve er ya da geç tüm büyük kulüplerimiz bu sisteme dönecek, dönmek zorunda kalacaktır. Nitekim, her yeni başkanın 3-4 farklı teknik direktör ve sayısız transferle kuracağı takımlar kalıcı başarıyı getirmeyeceği gibi bu takımları karşılayabilecek bir ekonomimiz de bulunmamaktadır. İşte Orman’ın ikinci hatası bana kalırsa bu sistemden çabuk vazgeçmiş olmasıdır. Bunların dışında da küçük-büyük hataları tabi ki vardır fakat burada ağır bir eleştiri yazısı yazmak niyetinde değilim. Gel gelelim, BJK’nin çehresini değiştirecek doğrulara da imza atmıştır. Belki takım iki sezondur tüm maçlarını deplasmanda oynamak zorunda kalıyor, hatta bu yılda da muhtemelen böyle devam edecek; ancak 3 yılın sonunda da olsa Beşiktaş yeni stadına, hem de eski yerinde sahip olmuş olacak. Bence bu çok önemli bir başarıdır. Ayrıca Önder Özen ile değişen transfer anlayışı bugünlere kadar sürdürüldü ve nihayetinde potansiyeli yüksek ve maliyeti düşük bir takım oluşturmayı başardı Beşiktaş. Bugün rakipleri Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor birçok vasat oyuncusuna inanılmaz yıllık ücretler öderken; Beşiktaş maaş tavanını 1,5 milyon Euro’ya sabitlemeyi başardı. 


Beşiktaş’ın FEDA sezonunda idare etsin diye takımın başına getirdiği Samet Aybaba takımı bir şekilde üçüncü yapmıştı. Bunu kimse de yadırgamadı zaten. Ancak daha sonra takımın emanet edildiği isim Slaven Biliç’ti ve beklenti büyüktü. İlk sezonunda stat yoktu ve istediği transferleri de gerçekleştirememişti Hırvat Hoca. Bu sebeple onun getirdiği üçüncülük de sineye çekildi. Fakat geçtiğimiz sezon statsız oynamaya alışık ve artık yıldızları da olan bir ekip vardı elinde Biliç’in. Bu ekiple sezona çok iyi başlanınca beklentiler daha da yükseldi. Önemli İngiliz rakipler bir bir devriliyor ve UEFA’da da hedefler büyüyordu. Ancak ne olduysa yine Mart ayında oldu ve takım büyük bir düşüşe girdi. Mart’a kadar üç kulvarda da dolu dizgin yürüyen Beşiktaş henüz Nisan sonunda her şeyi kaybetmişti. Tabi ki Biliç’in kredisi de bitti. Onunla da yollar ayrıldı ve sıra Şenol Güneş'in Beşiktaş'ına geldi.


Bu yakın geçmişin özetinden sonra, yaz aylarında takip ettiğim kadarıyla yeni sezon adına bir değerlendirme yapmak istiyorum.


Öncelikle Şenol Güneş’in takımın başına getirilmesinden söz etmek gerekiyor. Bana kalırsa mevcut şartlarda her iki tarafın da birbirine ihtiyaç duyduğu ve her iki tarafın da birbirini bir kademe daha üste çıkarma şansına sahip olduğu bir seçim. Beşiktaş camiasının beklediği oyunu oynatmaya en müsait hocalardan biri Şenol Güneş. Beşiktaş da Şenol Hoca için, artık winner bir koç olma arzusunu gerçekleştirebileceği en büyük şans. Bakalım bu karşılıklı arzu durumu başarıyı getirebilecek mi?


Takımı pozisyon pozisyon ayırarak, yeni transferler ile birlikte değerlendirmek istiyorum. Transfer harekatına bakacak olursak:

Gidenler: Filip Holosko, Atınç Nukan, Demba Ba, İbrahim Toraman, Tomas Sivok, Filip Holosko, Uğur Boral.

Gelenler: Mario Gomez, Luiz Rhodolfo, Ricardo Quaresma, Andreas Beck, Dusko Tosic.

Kaleciler geçtiğimiz sezon ile aynı. Tolga, Cenk ve Günay Beşiktaş’ın file bekçileri olmaya devam edecek. Kesinlikle yetersiz bir rotasyon. Tolga çok sakatlanan bir kaleci, Cenk ve Günay ise eksantrik hatalarıyla güven vermeyen kaleciler. Burada Beşiktaş’ın tek şansı Şenol Güneş.

Sağ bek mevkii, Beşiktaş’ın yıllardır problem yaşadığı bir bölge. Serdar Kurtuluş geçen sezon bu pozisyonu tek başına götürmeye çalışmıştı. Buraya yapılan Beck transferi problemi çözecek gibi duruyor. Ancak Alman oyuncu hazırlık maçlarında kendi performansının oldukça altındaydı. Sanırım adaptasyon problemleri yaşıyor.

Stoper rotasyonunda Atınç ve Sivok ayrılırken, Rhodolfo transferi yapıldı. Şu anda Rhodolfo, Ersan, Pedro Franco ve Milosevic bu pozisyonu götürecek isimler olarak görünüyor. Şenol Hoca hazırlık maçlarında Tosic’i de bu bölgede denedi. Her ne kadar burada Rhodolfo’nun performansı belirleyici olacak olsa da, Beşiktaş’ın burada eksik olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu beş oyuncu da ağır oyuncular ve Şenol Güneş savunmasını ileri çıkarmaktan çekinmeyen bir teknik adam. Rhodolfo’nun burada vereceği katkı çok kritik gerçekten de. Brezilyalı etkisini hissettirebilirse problemleri halı altına süpürebilir BJK. Ancak buraya kesinlikle bir hırçın, hızlı ve içgüdüleriyle oynayan bir stoper alması gerekiyor Beşiktaş’ın.

Sol bek de iki sezondur Ramon Motta’nın sakar teper götürdüğü bir pozisyon. İstikrarsız bir oyuncu Motta. Onu yedekkleyen İsmail Köybaşı ise büyük meblağlar ile transfer edilen ancak beklentileri karşılayamayan bir isim. Sürekli sakatlık problemleri yaşıyor bu oyuncu ve güven vermiyor. Buradaki eksikliği Gençlerbirliği’nden Tosic transferi çözebilir mi derseniz, bu konuda kararsızım. Tosic eğer Biliç’in takımına alınmış olsaydı cevabım kesinlikle çözer olurdu ancak Şenol Güneş’in takımlarına baktığımızda Tosic tarzında pozisyon ve kademe bilgisi ön plana çıkan ve ayağa iyi oynayan ancak temposuz oyuncular pek tercih edilmeyen isimlerdir. Galatasaray savunmasında Hakan Balta’nın rolü ile çok benzer bir senaryo olacağını düşünüyorum Beşiktaş’ın yeni sol beki Tosic’in.      

Orta sahanın ortasında sezon başı ilk iş Atiba ile sözleşme uzatıldı. Böylece bu rotasyon korunmuş oldu. Burada Atiba, Necip, Veli, Tolgay, Oğuzhan ve Sosa Beşiktaş’ın kullanabileceği isimler. Ancak Veli ve Tolgay’ın sezonu kapsayacak büyüklükte sakatlıkları bütün planları bozdu. Yani elde sadece 4 oyuncu kaldı ve bunların hepsi tek yönlü oyuncular. Aslına bakarsanız Şenol Hoca’nın başarı yakaladığı kadrolara baktığımızda onun ön libero olarak tabir edebileceğimiz (Veli, Atiba, Necip gibi) oyuncuları pek kullanmadığını görürüz. Şenol Güneş bu bölgede ikisi de top yapan ve hücum düşünen oyuncular kullanmayı sever. Adam kovalama ve topun arkasına geçme gibi beklentileri minimumdadır. Şenol Hoca'nın bu bölgedeki beklentisi daha çok interception özelliğidir. Nitekim şampiyon yapmaya çok yaklaştığı (ya da yaptığı?) Trabzon’da orta saha ikilisi Selçuk-Colman’dır. Aynı şekilde geçtiğimiz sezon oynadığı futbolla takdir toplayan Bursa orta sahasında Şamil, Bekir ve Traore gibi oyuncuları değil; Belluschi, Ozan, Josue ve Holmen’i kullanmıştır. Buradan hareketle Beşiktaş’ta da öncelikli planının Tolgay, Oğuzhan ve Sosa’dan oluşan bir orta saha olduğunu düşünüyorum. Ancak Tolgay’ın sakatlığı ve Oğuzhan’ın formsuzluğu sebebiyle Şenol Hoca’nın planları değişecektir. Beşiktaş burada da acil bir transfere ihtiyaç duyuyor.

Kanatlara baktığımıza Beşiktaş gerek potansiyel gerekse de isim olarak ekstra oyunculara sahip. Gökhan Töre, Quaresma, Olcay ve Kerim Frei kanat rotasyonunda kullanılabilecek isimler. Gerekli olduğunda Sosa da bu bölgede değerlendirilebilecek bir oyuncu. Gerçekten çok yetenekli bir oyuncu grubu. Rakip takımın teknik direktörü olsanız Gökhan Töre ve Quaresma’dan oluşacak kanatları nasıl durdururum diye oturur kara kara düşünürsünüz. Ancak tabi ki bu oyuncuların falsoları da var. Gökhan da Q7 de oyunun savunma tarafında çok vurdumduymaz isimler. Bu özellikle ligimizin anti-futbol tercih eden ekiplerine karşı bir problem olabilir. Burada aklıma takılan bir diğer nokta ise; Şenol Güneş’in tarzı. Şenol Hoca’nın geçmişine baktığımızda bir kanatta topla haşır neşir olmasını istediği ve bire bir oynamasına müsaade ettiği bir oyuncu kullanırken, diğerinde bir kanat forvet oynatmayı tercih eder. Yani savunma arkasına koşacak ve daha çok topa tek dokunuş yapacak bir isim. Bu denklemde Şenol Hoca’nın bir sürpriz yaparak Gökhan Töre ve Quaresma’yı bir arada kullanmama ihtimalinin yüksek olduğunu tahmin ediyorum. Beşiktaş’ın sol kanadında Q7 yerine sıklıkla Olcay’ı izleme ihtimalimiz bence yüksek.

Forvette ise Demba Ba’nın iyi bir bonservis sonrası gönderilmesinin ardından kafalarda oluşan soru işaretleri, Mario Gomez transferiyle son buldu. Gomez sakatlık yaşamadığı sürece gerçekten Beşiktaş ve Şenol Güneş için biçilmiş bir kaftan. Bu sezon yüksek gol rakamlarına ulaşacağını tahmin ediyorum. Beşiktaş burada alabileceği en doğru isimlerden birini aldı. Onu yedekleyecek isimler ise Cenk Tosun, Mustafa Pektemek ve Ömer Şişmanoğlu. Cenk Tosun bu sistemde alternatif olacak en doğru isim. Pektemek’in bu sezon pek forma bulabileceğini zannetmiyorum. Bulduğunda da etkili olması çok zor gözüküyor. Şişmanoğlu ise kiralık olarak gönderilecektir.



Tüm bunların ışığında değerlendirirsek, Beşiktaş’ın süregelen kale ve savunma problemlerinin devam edeceği ortada. Ancak bu kez bu zaaf o kadar da önemli değil. Çünkü Şenol Güneş zaten prensip olarak savunmada bu riskleri alan ve bu zaafların sonucunda yenebilecek golleri göze alan bir teknik direktördür. Onun için önemli olan hücum planlarının işlemesi ve çok sayıda gol atmaktır. Bu kadro gerçekten bu düşünceye çok uygun gözüküyor. Bu sezon çok gol atan bir Beşiktaş izleyeceğimiz kesin. Eğer kritik oyuncular sakatlık problemleri yaşamaz ve orta sahaya doğru bir transfer gerçekleştirilirse Beşiktaş’ın şampiyonluk için en az Fenerbahçe kadar iddialı olduğunu düşünüyorum. Stadın bitmemiş olması ise hala bir handikap olarak dursa da, oyuncular bu duruma artık alıştı, büyük bir sıkıntı yaşatacağını düşünmüyorum.